-->

Gazi Arif Dede ile görüşme “AYAKLARIMIZIN ALTI KABARDI”

0 comments

gazidedeVatanın kurtuluşunda, Cumhuriyet’in kurulmasında Atatürk ve silah arkadaşlarının yanı sıra hiç şüphesiz şehitlerimizin ve gazilerimizin büyük emekleri vardır. Bizlere bugünleri yaşatan bu değerli atalarımızı saygı ile anıyoruz.

Vatanın kurtuluşunda bizzat rol alan gazilerimizden biri de Alaçam’ın Doyran Köyü’nde yaşayan Arif Zengin’dir. Arif Dede bir asrı deviren uzun ömrü ile adeta canlı bir tarih… 107 yaşında olan Arif Dede çok sevecen ve candan bir insan.

Bizleri kırmayıp sorularımıza içtenlikle verdiği cevaplarla hem kendisi o acı dolu günleri yeniden yaşadı hem de bizlere yaşattı. Arif Dede’yi üzmek istemezdik. Gerçi o, yaşadığı acı dolu yılların acısından çok, günümüzde karşılaştığı ve kendisini derinden etkileyip ağlatan ilgisizlikten ve saygısızlıktan rahatsızlık duyuyordu.

Arif Dede Kurtuluş Savaşı’nda yaşadıklarını anlatırken o günleri sanki yeniden yaşıyordu. Atatürk’ten, İsmet İnönü’den, Fevzi Çakmak’tan, Ali İhsan Paşa’dan büyük bir saygı ve gururla bahsediyordu.

Canlı bir tarihle, uzun yıllar askerlik yapan, ülkenin kurtuluşu için savaşan, bizzat Sakarya Meydan Muharebesi, İzmir ve Afyon’un Kurtuluşu gibi önemli bağımsızlık mücadelelerinde bulunan; içindeki sevgi ve saygıyı yüzüne yansıtan Arif Dede ile sohbet etmekten hem duygulandık hem de mutluluk duyduk.

Gelin o günleri Arif Dede’den dinleyerek yeniden anımsayalım.

- Kurtuluş Savaşı’na ne zaman ve nasıl katıldınız?

- Atatürk Samsun’a gelmişti. Samsun’da ve çevresinde bir ay kalmıştı. Toplantılar yapıyordu, halkı topluyordu. Yurdu kurtaracaktı. Bunun için il il dolaşıp halka konuşmalar yapıyordu. Samsun’dan sonra Çorum, Erzurum ve Sivas’a gitti. Ben 1919’da 12. ayda, kara kıştı, Samsun’da askere katıldım. O sıralar İzmir Yunanlılar’ın işgali altında idi. Bizim bölük Manisa’nın Salihli kasabasına gitti. Oradan İzmir’e gidecektik. Salihli’de bir dere kenarında durakladık. Çok yorgunduk, sürekli yürüyorduk, elbiselerimiz kirlenmişti. Elbiselerimizi çıkarıp derenin suyuna batırarak yıkadık. Çok acıkmıştık; yüzbaşımız bir mal (sığır) bulup kesmemi söyledi. Malı bulduk, kestik. Tam yemeğe oturacaktık ki bir borazan sesiyle yemeği bırakıp ıslak elbiselerimizi giyindik ve toplandık. Afyon Kocatepe’deki birliğimiz bozguna uğramış, askerimiz geri çekiliyormuş. O sırada İnönü, askere düşmanla savaşması için ‘geri dön’ emri vermiş. Askerimiz geri dönüp Yunanlıları bozguna uğratmış. Biz de yürüyerek İzmir’e gittik.

- İzmir’de Yunan askeriyle karşılaştınız mı? Neler gördünüz, yaşadınız? Anlatır mısınız?

- Yunanlılar İzmir’in Çimentepe semtinde karargâh kurup top, tüfek ne varsa oraya yığmış, orayı bir kale haline getirmişlerdi. Ben 1. Tabur 4. bölük makine birliğindeydim. İzmirden Afyon’a Kocatepe’ye yürüyerek gittik. Kocatepe’de bir ay boyunca bir köyde kaldık. Bir gece yarısı Tınaztepe’ye Yunanlılar’ın bulunduğu alana yürüdük. Sabahın erken saatlerinde alanımıza vardık. Bizde toplar vardı. Bu topları İsmet Paşa Rusya’dan getirtmişti. Bir vapur dolusu top almıştı. Karargâhımızı kurduk. O sırada ortada hiçbir Yunan askeri yoktu, uyuyorlardı. Şafak sökmek üzereyken top ateşine başladık. Her tarafta cesetler vardı. Daha sonra topları Afyon’a çevirdik. Afyon yanıyordu. Afyon’un kurtuluşu bizim için çok önemliydi. Ali İhsan Paşa Atatürk’e şöyle demiş: “Paşam, Afyon alındı mı Yunan öldü demektir. Yunan ondan sonra kıpırdayamaz.” Yunanlılar Afyon’u alacağımıza inanmıyorlardı, bizimle alay ediyorlarmış. “Türkler, Afyon’u kırk günde bile alamazlar” demişler. Ali İhsan Paşa, Atatürk’e haber vermek, Yunan cephelerini tespit etmek için her tarafta kömür satarak Afyon’a kadar gelmiş. Yunanlıların bizlerle nasıl dalga geçtiğini görmüş.

Yunanlıları Afyon’dan çıkardıktan sonra İzmir’e gittik. Bir aylık yolu oniki günde yürüdük. Ayaklarımızın altı hep kabardı. Ayağımızdaki ayakkabılar parçalandı, iplerle ayakkabılarımızı ayağımıza bağladığımız halde ayakkabıları zor tutuyorduk.

İzmir’e girdik. Oradaki savaşta da birçok kişi öldü. Ayağımızda ayakkabı olmadığı için ölen Yunan askerlerinin içinde dolaştım. Bir cüzdan buldum, içinde para vardı. Birinin ayağındaki ayakkabıları aldım. Sonra durup düşündüm. Çıplak da olsam, düşmanın ayakkabılarını almamaya karar verdim. Cüzdanı da ayakkabıları da bırakıp ölülerin içinden çıktım.

- Atatürk’ü, İsmet İnönü’yü, Fevzi Çakmak’ı ve diğer ünlü komutanları yakından gördünüz mü?

- Atatürk’ü görmedim fakat Atatürk sürekli cephede askerin içindeydi. Diğerlerini belki de görmüşüm. Atatürk’ü ve diğer komutanların nerede olduklarını, neler yaptıklarını biliyorduk.

Arif Dede, İnönü’den “ocak” diye bahsediyor. “O ülkenin ocağıydı, tam paşaydı” diyor. Atatürk’ün ülkesini çok düşündüğünü şöyle anlatıyor: “İngilizler’den Atatürk’e bir mektup gelir. Atatürk o zaman Kocatepe’deymiş. İnönü mektubu alıp Atatürk’ün yanına gider. O sırada Atatürk baş parmağını dişlerinin arasına alıp derin bir düşünceye dalmış. İnönü, selam verir, Atatürk ses vermez, mektubu Atatürk’e uzatır. Atatürk o kadar dalgındır ki mektubu hiç görmez. Ali İhsan Paşa içeri girer, selam verir, Atatürk hâlâ derin düşünceden başını kaldırmaz. Bunun üzerine İnönü: “Paşam, selam verdim, almadın, mektup verdim görmedin, bu kadar dert edinecek ne var? Ordunun başında ben, Ali İhsan Bey… varız. Birimiz gider, birimiz gelir” demiş. Atatürk başını kaldırarak “Bu memleketin çoook sorunu var” demiş.

- Afyon ve İzmir’den sonra nereye gittiniz?

- Sakarya Meydan Muharebesi’ne katıldık. Tam yirmi iki gün yirmi iki gece savaştık. Bir ay boyunca Sakarya’nın bir köyünde kaldık. Halk yoksuldu, çok yoksulluk çektik. Mısır ekmeği yedik. Unu su ile yoğurup çer-çöp, toz demeden ekmek yapıp öylece yiyorduk. Kadınlar, sırtlarında bize cephane taşıyorlardı. Kağnı arabası bile yoktu.

- Cumhuriyet’in ilanını gördünüz mü? Yaşadıklarınızı, gördüklerinizi, duyduklarınızı anlatır mısınız?

- Ben, Cumhuriyet’i görmedim, yaşadım. Cumhuriyet ile beraber hür olduk. Mustafa Kemal, Cumhuriyet’i ilan etmeden önce Topal Osman Cumhurbaşkanı olmak istemiş; Atatürk’e de padişah olmasını söylemiş. Atatürk bunu kabul etmemiş halk da Atatürk’ün cumhurbaşkanı olmasını istemiş. Atatürk ise Fevzi Paşa’ya “Sen cumhurbaşkanı ol” demiş. Fakat Fevzi Paşa “Halk seni istiyor, halkın başı sensin” demiş.

- Arif Dede, bu ülkeyi siz kurtardınız. Peki sizin değerinizi biliyorlar mı? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

- Nerdeee! Değerimizi bilen mi var? Bir kaç ay önce Bafra’ya hastaneye gittim. Bu yaşta hasta halimle beni akşama kadar beklettiler. Daha sonra muayene saati bitti dediler. Ben içeriye girmeye çalıştım. Bir bayan beni, içeri almadığı gibi tıpkı küçük bir çocuğu iter gibi dışarıya itti. Çok üzüldüm ve kızdım: “Bu ülkeyi sen mi kurtardın, bu ülke senin mi, bana böyle davranıyorsun, utanmıyor musun?” dedim. Oradakiler benimle ilgilenmedikleri gibi bana kötü davrandılar.

Arif Dede, bunları söylerken neşeli hali söndü, gözyaşları yanaklarını ıslattı. Onu üzmek istemezdik. Fakat biz de onun kadar duygulandık. Arif Dede, biraz dinlendikten sonra konuşmasına devam etti: “Akşam oldu, muayene olmadan eve döndüm. Sonraki gün kaymakamın yanına gittim. Durumu anlattım. Sağolsun kaymakam bey, benimle ilgilendi. Biz bu devlet için çok çalıştık, fakat kıymetimizi bilmiyorlar. Peki ayıp değil mi?”

Arif Dede, 107 yaşına rağmen eskilerin o saygı ve sevgisini yitirmeden bizi arabamıza kadar getirdi ve uğurladı.

Sakİne Akbulut*

* Bu yazı Cumhuriyet’in 75. yılı yıldönümü nedeniyle Cumhuriyet İlköğretim Okulu tarafından hazırlanan dergiden alınmıştır. Daha sonra öğrendik ki Arif Dede hayatını kaybetmiş. Onu saygıyla anıyoruz….


Yorum yaz