“Tilki dayı saatin kaç?”

0 yorum
“Tilki dayı saatin kaç?”

YAKAKENT ÇOCUK FOLKLORUNDAN BİR ÖRNEK

ERCAN SEPETCİOĞLU

Bir toplumun veya topluluğun halk kültürünün temel öğelerinden biri, çocukların ürettiği ya da çocuklara yönelik üretilen bir takım uygulama ve ritüellerdir. Çocuk oyunları genellikle zaman geçirici niteliktedir ve bir çoğu geleneklere dayanmaktadır. Çocukların gerek zihinsel gerek bedensel gelişimlerinde oyunların önemi yadsınamaz. Çocuk, oynanan oyunlar vasıtasıyla üyesi bulunduğu toplumla uyum içinde olmayı öğrendiği gibi, ileriki yaşamında kişiliğini belirleyecek bir takım özelliklerini de oyun çağında edinir. Edinilen niteliklerden ilk akla gelen, önderlik niteliğidir.
Çocuklar büyüklerinden gördükleri oyunları öğrenir ve uygularlar. Fakat günümüzde oynadıkları oyunların büyük bir kısmını okullarda öğrenmektedirler. Okul bahçeleri geniş alanı ve bahçe duvarlarının varlığı ile güvenli bir oyun sahası olmaları sebebiyle çocuk oyunları için ideal mekanlardır.
Orta Karadeniz Bölümü, kültürel geçişlilik ve etkileşimin yoğun olduğu, dolayısıyla çeşitliliğin de arttığı bir yöre olarak karşımıza çıkmaktadır. Samsun’un Sinop sınırında deniz kenarında bir ilçesi konumunda olan Yakakent, çocuk folkloru açısından zengin ve hem yöresinin özelliği hem de yakın çevresinden etkileşimleri dolayısıyla farklı içerikleri barındıran uygulamaların gözlemlenebildiği bir yerleşim yeridir. Yakakent’te çocuklara dair göze batan en önemli ve irdelenmeye değer folklorik olgu ‘Helesa’dır. Çocuk folkloruna bir diğer güzel örnek de ‘Tilki Dayı Saatin Kaç?’ oyunudur.
Yakakent Okul Caddesinde, ilkokul ve sonrasında Ortaokul ve Lise olarak hizmet veren iki katlı eski binanın bulunduğu toprak zeminli alan bir çok oyuna ev sahipliği yapmış bir yerdi. Futbol gibi topla oynanan oyunlar, misket, saklambaç, voleybol için belirlenmiş alanda plastik topla oynanan beysbol, çelik çomak, tavşan kaç tazı tut, yağ satarım bal satarım, mendil kapmaca, yoğ yoğ, beş taş, taş kaydırmaca gibi bir çok oyun burada oynanmaktaydı.
Okul bahçesine giriş kapısından itibaren yüz metre kadar yürüyüş mesafesinin ardından, binanın ikinci katına çıkan merdiven ‘Tilki Dayı Saatin Kaç?’ oyunu için ideal bir yerdi. 14 basamaklı merdiven, aynı zamanda Yakakent’te açık havada bulunan ve en çok basamağı barındıran merdiven olma özelliğini de taşımaktaydı.
‘Tilki Dayı Saatin Kaç?’ oyunu diğer tüm çocuk oyunları gibi, çocukların birbirleriyle hoşça vakit geçirmesini amaçlamakla birlikte, oynandığı yerin okul bahçesi olması ve şiddet içermemesi itibarıyla güvenli bir oyundur. Bu oyunun, oyunu oynayan çocukların yaşı küçükse ya da henüz yeni okula başlayıp sayı saymayı yeni öğreniyorlarsa, onların rakamları öğrenip sayı sayma bilincini ve toplama-çıkarma yapma kabiliyetini pekiştirici bir işlevi de bulunmaktadır.
Oyundaki amaç, bir an önce merdivenleri tırmanıp Tilki Dayı rolünü üstlenen kişinin ardından bu rolü alabilmektir. Oyunun oynandığı zaman dilimi sınırsız olduğu gibi çocuklar istedikleri kadar süreyi uzatabilirler. Yaklaşık beş metrelik merdiven genişliğine çok sayıda katılımcı sığabildiği için, oyun kalabalık bir grupla oynanabilir. Çocukların aralarından seçtikleri birinin Tilki Dayı rolünü üstlenmesi ve merdivenlerin en üst basamağına, ortada oturacak şekilde ve tüm gruba hakim vaziyet alması ile oyun başlar. Birbiri ardına en altta sıralanan çocuklar, Tilki Dayı’ya aynı soruyu sırayla yöneltirler:

- “Tilki Dayı saatin kaç?”
Tilki Dayı dişlerini, gerçek bir saatin takıldığı sol bileğe geçirerek diş izinin sayısına göre ya da sırf isteğine göre bir rakam söyleyerek, soruyu yönelten kişinin kaç basamak çıkacağını örneğin şu şekilde belirler:

- “Saat üç!”
Üç basamak ilerleyen oyuncu, tekrar sırası gelinceye değin bulunduğu basamakta bekler. Her defasında farklı rakam söyleyen Tilki Dayı, oyuncuların ne kadar kendisine yaklaşması gerektiğini bu şekilde belirlemiş olur. Fakat bazen saat durur, böylelikle saati soran oyuncu bulunduğu basamakta beklemeyi sürdürür:

- “Saat durmuş!”
İstediği oyuncunun dilediği kadar ilerlemesini belirleyen konumundaki Tilki Dayı, bazen saatin geri kaldığını söyleyerek, basamakta bekleyen oyuncunun geri gitmesini de sağlayabilir:

- “İki saat geri kalmış!”
Bu şekilde ilerleyen oyun, basamaklar bitip en tepeye ilk çıkan kimsenin Tilki Dayı rolünü üstlenmesiyle birinci safhasını bitirmiş olur. Tilki Dayı’nın söylemiş olduğu rakamlar uyarınca yukarıya tırmanan oyuncular, oyunun bitmesini beklerken bir sürpriz ile karşılaşıp Tilki Dayı’nın direktifi ile kendilerini tekrar en altta bulabilirler. Tilki Dayı’nın şu sözleri ile oyun bozulmuş ve yeniden başlamak üzere sıfırdan alınmıştır:

- “Kazan çömlek patladı!”
Oyuncu ne kadar kibar bir şekilde sorusunu sorar ve Tilki Dayı ile ilişkilerini sağlam tutarsa, o derecede ilerlemesini ve oyunu birincilikle bitirmesini garantiye almış olur. Tilki Dayı rolünü üstelen bir oyuncu, önceki safhaların birinde kendisine eziyet eden ve ilerlemesini yavaşlatan oyuncudan, ona aynı şekilde tavır takınarak öç alır.

Oyunun ne zaman oynanmaya başladığına dair bir veri olmamasına karşın, oyun için gerekli olan basamaklar sırf okul binasında olduğundan, okulun yapımından sonra ortaya çıktığı muhakkaktır. Oyuna niçin bu ismin verildiği, neden lider konumunda olan kişinin Tilki Dayı olarak adlandırdığı meselesi ise, tilkinin aklı ve kurnazlığı ile meşhur bir hayvan olması ve çocuk folklorunda önemli bir yer işgal ediyor olması ile açıklanabilir.
Mevkii itibarıyla daha çok okula yakın evlerde oturan çocuklar bu oyunu severek oynamaktaydı. Çok sayıda çocuğun oynayabileceği oyunun, başka yörelerde benzer varyasyonları olmasına karşın Yakakent’e özgü olma ihtimali yüksektir. Ne var ki binanın yıkılması ve sonrasında inşa edilenin de oyun için gerekli merdiveni içermemesi sebebiyle artık oynanamamakta ve unutulmaya yüz tutmaktadır.
Günümüzde çocuk oyunları, çocuğun yaşantısındaki eski önemini kaybetmiş görünmektedir. ‘Tilki Dayı Saatin Kaç’ oyunu aslında, çağın hızla ilerleyen bilgisayar teknolojisine ve zamanımızın değişen tercihlerine yenileceği günü beklemektedir.

ŞUBAT – 2007

15-foto-yakakent2
Köşedeki ıhlamur ağacı, bir basamak daha yukarıya uzatırdı gölgesini her sene… boyu uzadıkça, gücü yettikçe… Bıraksan müdür odasına kadar çıkacak ve “ben de kayıt olmak istiyorum” diyecek sanırdın da kimse sezmezdi bu telaşını! Her zil sesinde dallarının altından koşarak geçip sınışarına giren, bilinmez kaç neslin çocuklarına inat, O da yapraklarını sıralara uzatmak ister gibi zamanla yarışırdı oysa ki.. Sanırdı ki kimse anlamaz kendini, hele bu şanslı bebeler hiç anlamaz… Kızardı herkese. Böylece ıhlamur ağacının yaprakları dallarında kızarır, kokular salardı çevreye. Yine anlamazdı kimseler ağacı. Şimdi, yeni beton binanın altında bir yerlerde tohumları saklıdır… hiç bir zaman yeşeremeyecek…

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>