ara
İki kefeli denge
BELLİ Mİ OLUR BELKİ KİYAMET YAKIN!
SÜLEYMAN FELAMUR –
Gecenin bir yarısı, Alaçam’dan Gökçeboğaz’a doğru dedemle birlikte yaya yürüyoruz. İkimizin de konuşmaya niyeti olmadığından başımız bazen gökte yıldızlarda bazen de yolun çizgisinde… ta ki değirmeni geçip köy yollarına gelene dek.
Hava soğuk, aralık ayının sonu ocak ayının başı; yılbaşı…
Üzerimize çöken üzücü olayın ağırlığını ve hayata ‘lanet olsun’u bir kenara koyup, dedem birşeyler sormaya başladı. Kafam durmuş gibi dinlemeye başladım fakat sorduklarını da cevaplamaktan ta geri durmadım. Çoroğlu köyünün başına geldiğimizde köy yoluna bakarak şosenin karanlığa doğru giden devamında gökteki yıldızlar daha da parlaklaştı. Yanımızdan tek tük araç geçiyor, kimdir nedir sormadan yolun -asfaltın- alt tarafındaki mıcır taşlarının üstünde dengede durarak bir sonraki adımı düşünüyor gibiydik. Sessizliğin içinde ayakkabılarımızın taşla buluştuğu ve ayrıldığındaki ses var yalnızca…
Soğuk içimize iyice işlemişki bir ara titremeye başladım. Ceketimin yakalarını kaldırıp, ellerimi ceketin içine soktum, kendime sarılır gibi…

* Mitolojide, Orion çok tanınmış bir avcıdır ve kendisini öldüremeyeceği başka bir varlık olamayacağını iddia etmeye başlar. Buna çok kızan tanrıça Hera , onu sokması için bir akrep gönderir . Orion akrepi sopasıyla ezer, ama akrep, ölmeden önce Orion'u ısırmayı başarır ve tabiki akrebin öldürücü zehirine fazla uzun süre dayanamaz ve ölür. Bu olaya çok üzülen yedi kız kardeşler ağlamaya başlarlar. Bu haykırışlara fazla dayanamayan büyük tanrı Zeus Orionu ve Akrebi gökyüzüne yerleştirir. Fakat Orion akrebin iğnesinin tadını unutamamış olacak ki gökyüzünde sürekli ondan kaçar: Birisi doğarken diğeri batmaktadır. Orion'un diğer önemli özelliği ise bize kış takımyıldızlarının yerlerini ve sınırlarını bulmamıza yardımcı olmasıdır. Orion'u birbütün olarak düşünürsek kuşağı oluşturan bir çizgi, bizi gökyüzünün en parlak yıldızı olan Sirius'sa ulaştırır. Kuzey batıya yapacağımız uzatma, bizi Boğa takım yıldızının en parlak yıldızı Aldebaran'na götürür. omuzundaki iki yıldızın doğrultusunda doğuya uzandığımızda ise Küçük köpek takım yıldızının en parlak yıldızı Prokyon'a erişiriz.
Dedem, gökteki yıldızlardan bir grubu gösterdi; “Şunları görüyor musun?” Gösterdiği yıldızlara baktım. Gecenin karanlığında parlayan yıldızlar daha bir yaklaştı. Üç yıldız bir düzlemde ya da bir sıra inci gibiydi. “Bak şu üç tane alt alta olan yıldızlara…” baktım. “Şimdi onların sağında ve solunda olanlara bak…” onlara da baktım. Alt alta olan üç yıldızın sağında ve solunda eşit uzaklıkta iki yıldız vardı. “İşte bu terazi” Gerçekten teraziye benziyordu. “Hayatta böyle birşey oğlum, terazi bozulunca herşey bozuluyor”…
Dedemin doğaya ve çevreye olan sevgi ve saygısını–ki bilgisini- bildiğimden onun dediklerine inandım. Onunla çalıştığımız her zaman birşeyler öğrendim. Şimdi hatırlamakta güçlük çektiğim rüzgarları, ‘Çoban takvimi’ni, toprağın tavını birçok şeyi… Bil de yapma denilen şeyleri…
Fakat dedemin gösterdiği yıldız takımının terazi değil de Orion takımyıldızı olduğunu öğrendiğimde, o gece öğrenmem gerekenin başka bir şey olduğunu farkettim: denge…
Bugünlerde bizim oralarda hamsi çıkmıyor… Çıkarsa da çok pahalı… Bazıları hamsinin ‘küstüğünü’ bazı aşırı avlanma diyor neden olarak…
Peki nedeni bu mu!
Doğrusunu baştan söylemek gerekirse, sadece bunlar değil. Artık mevsimler değişmeye başladı. Artık herkes –ki bilenler- küresel ısınmayı konuşuyor. Çoğu bilimadamı felaket uyarısı yapıyor. Tehlikeli bir safhaya gelen iklim değişikliklerine dikkat çekiyor. Türkiye’de ısının değişmesi bazı bölgelerin kuraklıkla karşı karşıya geleceğini gösteriyor.
Peki bu küresel ısınma ne demek?
Küresel ısınma, atmosferdeki sera gazlarının normalin çok üstünde bir seviyeye çıkmasıyla dünyanın sıcaklığında meydana gelen artış. Bu artışa bağlı olarak alışılagelmiş iklim yapıları değişiyor. Bu değişim doğal bir sürecin sonucu değil, tamamen insan etkisine bağlı, nedeni endüstriyel sistem ve sanayileşme. Şu an karbondioksit ve sera gazlarındaki artış yüz binlerce yıldır olmadığı bir seviyede.
Bu sera gazı nedilen ‘şey’i insanoğlu nasıl üretiyor? Sera gazlarının oluşmasının en büyük nedeni, enerji üretimi. Bu enerji politikasının nedeni mevcut endüstriyel sistem, ihtiyaçları ve onun üretimi olan tüketim toplumu. Kapitalizmin gelmiş olduğu son aşamadaki aşırı üretim ve aşırı tüketimi güdümleyen yaşam biçimi olmasaydı enerji politikaları tek suçlu olmazdı. Burada asıl sorun bugünkü kadar çok enerji üretip, tüketmek ya da bunları alternatif enerjilerden sağlamak değil de, öncelikle enerji bağımlılığını azaltmak gerekiyor. Enerji politikalarını gözden geçirmek gerekiyor. Buna bağlı olarak deniz ısısındaki değişim deniz canlılarının yerlerini değiştirmelerine neden oluyor. Malum hamsi de yer değiştiriyor. Belli ki bu aylarda zevkle ızgara yaptığımız hamsi, kuzeye doğru daha soğuk sulara doğru gidiyor, herhalde…
Zaten yıllarca endüstriyel atıkların mekanı olan Karadeniz, artık insanoğlunun yaptığı her yanlışa kendince cevap veriyor; hamsi küsüyor.
Doğanın dengesi, insan eliyle bozuldukça kıyamet alametleriyle hep karşılaşacağız gibi… Fakat bu bir çevre sorunu değil, politik bir sorun. Gelişmiş ülkeler hegomonik duruşlarıyla, küresel iklim değişikliğini perde arkasında bir silah olarak kullanıyor. Özellikle ABD’nin enerji kaynakları üzerindeki hegemonyası hem gökyüzünde hem yeryüzünde felakete davetiye çıkarıyor.
Bu noktada ısınan kürenin sorumlusu, göç eden hamsinin sorumlusu belli gibi görünüyor…
ocak – 2008













