-->

HEY GİDİ KARADENİZ…

7 comments

Ferda YURTSEVEN

Ah şu Karadeniz kıyıları, her mevsim bir başka güzel, ya da biz buraları çok seviyoruz da bize mi öyle geliyor bilmiyorum.

Her yıl Samsun’dan Hopa’ya kadar gider gelirim. O güzelim doğayla iç içe olmak için.

Yeşilin her tonunun nasıl olduğunu görmek istiyorsanız, bir gün batımı şöleni izlemek istiyorsanız, şartları zorlayın ve Doğu Karadeniz’e merhaba deyin dostlar…

2004 – Ağustos / Fındıklı -Rize

ÖNSÖZ

Bu sayfayı açıp, bu yazıyı okumaya hazırlanan sevgili okuyucular şaşırdınız değil mi? “Biz önsözü romanlarda biliriz bir gezi yazısına da önsöz konur mu hiç”diye.  Bu gezi yazısı 25 Eylül 2009 da kaybettiğimiz Ferda ablamız’a ait. Benim Yakakent’teki evimde “Kuzeyde Tütün” dergisinin son sayısıyla tanıştı. Dergiyi baştan sona keyifle bir tek satır atlamadan okudu. Şimdi isimlerini hatırlayamadığım birkaç yazar arkadaşı Alaçam’dan tanıdığını ve yazılarını ilgiyle okuduğunu söyledi. Derginin editörü Süleyman Felamur arkadaşımıza da gelecek sayı için yazı sözü verdi fakat ömrü sözünü yerine getirmeye yetmedi. Ferda abla, benim annem, ablam, arkadaşım, yoldaşım, can dostumdu.  Eline küçük bir kağıt parçası geçse onun kenarına bile bir şeyler yazarak değerlendirirdi. Karadeniz kıyıları ile ilgili karalamalarını derleyerek, çektiğim fotoğraflarla da süsleyerek  Ferda ablamın sözünü tutmasını kendime görev edindim. Ferda ablayı tanımayanlara onu en güzel şekilde tanıtan bir yazıyla son sözümü söylüyorum.

Hülya Bilal / 22.11.09 – SAMSUN

KARADENİZ’DE  GÜN BATIMI

Gece akşamı çağırıyor hafiften

Gün devrilmek üzere

Muhteşem bir gün batımı şöleni var denizde

Önce

Billur bir kaseden kan damlar gibi

Sonra kızıl bir bakır tepsi görünümünde güneş

Denizde allı, morlu, pullu portakal rengi titreşimler

Kızıl tepsi yanarak iniyor

Yavaş yavaş denize

Denizde allı, morlu, pullu, portakal rengi titreşimler

Kızıl tepsi yanarak inişyor

Yavaş yavaş denize

Deniz alev alıyor sanki

Üç-beş balıkçı teknesi

Selamlıyor gurubu

Kavruk motor gürültüleriyle

O anın büyüsünü bozarak

Kıyıdan uzaklaşıyorlar

Yanan ufka doğru

Mavi geceye

Umut yükleyerek

Mavi gecenin koynuna sığınarak

RASTGELE

FERDA YURTSEVEN  Tiyatrocu, korist ve kendi deyişiyle ‘assolist’… 1963
 Samsun Eğitim Enstitüsü mezunu. 1966 Samsun Devrim Ortaokulu’nda (sonradan 
lise oldu) kesintisiz 14 yıl öğretmenlik yaptı. 1974 sonrası Karadeniz’de ki
 tüm etkinliklerin turne sanatçısı. TÖS, TÖB-DER ve Karadeniz Kadınlar
 Derneği’nin militanı. 80 öncesi KKD çıkardığı bildiriden ve TÖB-DER 
yöneticiliğinden idamla yargılandı. Samsun 78′liler Derneğinin aktif 
üyelerindendi.

F.YURTSEVEN

Bir aydan fazla zamandır Doğu Karadeniz’deyim. Her yıl tekrar tekrar gezmekten, görmekten usanmadığım yerler buralar. Bol bol oksijen depolama, yayla güneşi alma alanları.

İşsizliğe, yoksulluğa, Çernobil’in sonucu hastalıklara, ölümlere, zulümlere inatla direnen, her şeye karşın yüzleri gülen tatlı esprili, hoş insanların yaşadığı yerler buralar. Onlarla tanışmak, konuşmak her seferinde yeniler beni…

Karadeniz’in özverili kadınları… Bin türlü yorgunlukla çaylıklardan fındıklıklardan akşam karanlığında evlerine dönen, evde bıraktıkları, gözü yaşlı bebelerinin,a

hırda kapalı hayvanlarının gönüllerini alan, yorgunluğu geçmeden sabahın köründe yeni ve yoğun yorgunluklara yelken açan, yayla gülleri, yaban çiçekleri, uysal kelebekler, sakin sakin gurbetteki eşlerini beklerler.

Bakarsın onlara, acımak mı üzülmek mi? Karışır düşüncelerin sarhoş olur. Onları sadece seversin.

Hiç şikayet etmezler hallerinden belki başka bir dünya tanımadıkları içindir.

Bu tarafa her yolum düştüğünde önce Çamlı Hemşin’e giderim. Girişteki çağlayandan sonra daracık caddeye girersiniz. Sağlı sollu minicik dükkanlar kimi yöresel yemeklerin sunulduğu küçük aş evleri, kimisi yöresel kıyafetlerin ve bölgeye has çeşitli ürünlerin satıldığı dükkanlar. Bıcır bıcırdır, tüm satıcıları, şirin mi şirin poşi bağlamış kızları dilleriyle mutlaka bir şeyler satarlar size…

O daracık cadde bu mevsimlerde son derece kalabalık, trafik alabildiğine sıkışıktı. Yerli yabancı tur ve turist otobüsleri, gurbetçi otomobilleri yaylalara yol alan küçük otobüsler, Ayder’e, Zil Kaleye, Şenyuva Köyü’ne giden ve dönen araçları. Aradan sıyrılmayı becerdiğimizde biz de bu yıl önce Ayder’de aldık soluğu. Yörenin en ünlü yaylası. Hava su … Ve doğa çok özel.

Çamlı Hemşin’deki kalabalığın ilk uğrak yerlerinden  biri olan Ayder’de de iğne atsan..  Yere düşmez.

Termal otel, diğer otel pansiyonlar dolu. Gene de yer bulmak mümkün olabiliyor. Binaların çoğu bölgesel özellikler taşıyor. Arada sırıtanlar olsa da…

Tatil için tercih edilecek yerlerden biri bence Ayder. Özellikle dinlenmek doğayla baş başa kalmak, ılıcalardan yararlanmak istiyorsanız. Çadır da kurabililyorsunuz.

Keselere uygun aşevleri var. Ayder sofrası temiz, yemekleri ve sütlacı damak tadına uygun, hesaplı da. Öğle yemeğimizi orada yedik. Bozulmamış çevrenin tadını çıkara çıkara ohhhh…

Oradan çıktıktan sonra biraz daha yukarılara uzanıp yeni yerler keşfettik. Tüh! Dedik…  Keşke burayı daha önce görseydik. Orman içinde geniş bölüme yayılmış piknik alanı. Şehrin bunaltıcı sıcağından sonra başka bir yerdi burası. Ne arasan bulabileceğin bir yer, keyfe açık…

Olsun bakalım, bir başka günde burayı deneriz dedik ve Zil Kale yolu üzerindeki Şenyuva Köyün’deki konaklayacağımız pansiyona doğru yol almaya başladık. Sağımızda çılgın çılgın akan Fırtına Deresi… Kasetçalarda KAZIM KOYUNCU: “ bu dere yılan olsa narino/Derdimi bilen olsa/Oturup da ağlardım narino/Yaşımı silen olsa…” solda alabildiğine çam ormanları, orman gülleri, ağaçlar gökyüzünü yırtacak sanki. Yeşille mavi tepelerde, bir yerde, sislerin arasında  birbirine kaynaşmış, uzak yamaçlarda, zaman zaman yol kenarlarında taş evler birkaç evlik küçük yerleşim birimleri … Yukarılarda kartal yuvalarını andıran, yılların ağır yükü omuzlarında kararmış tahtadan evler, maket görüntüsünde, hiç yolları yokmuş gibi yalnız ve gariban görünmekte… Oysa ki Karadeniz insanının aklı oraya ulaşmayı çok önceden becermiş

İlkel teleferikler kurarak, keçilerin bile zor tırmanacağı ince uzun patikalar açarak

Aniden toplu konut inşaatı devam eden bir yer çıkıyor karşınıza. Şaşırıyorsunuz bu anlamsız yapılaşma karşısında. Toplu konut idaresi hiç başka yer bulamamış doğayı katletme adına başlamış dikmeye bu beton yığınlarını Fırtına Deresinin kenarına rezillik abidesi gibi.

Öyle bir dönemdeyiz ki kimi kime şikayet edeceksin.

Bunca zaman Fırtına Vadisini kurtarmak adına tüm duyarlı insanların ve çevreci örgütlerin çabaları bile bazı duyumlarımıza göre galiba boşa gidecek ve belki de baraj inşaatı yeniden başlayacak.

Umarız böyle bir şey gerçekleşmez. Bu kadarı ile bile doğa alabildiğince darbe aldı zaten.

Bu yolun üzerinde iki konaklama alanı var. İlki “Doğa Otel” biz, oteli geçiyoruz, amacımız

Fırtına Pansiyon’a ulaşmak ve akşamı orada geçirmek.

Güzel bir akşam yemeğinin ardından mis gibi bir havada çekilen nefis bir uyku sabah erkenden kalkış. Beş yıldızlı otelleri aratamayacak bir kahvaltı sofrası. Uzun zamandır bu kadar güzel bir kahvaltı yapmamıştım.

Kahvaltı sonrası herkes ilgi alanlarına dağıldı. Biz de gazetelerimize daldık.  Öğleye doğru istemeye istemeye vedalaştık. Fındıklıdaki evimize doğru dönüş yolculuğuna başladık.

Sevgiyle ve sağlıkla kalın

FOTOGRAFLAR: HÜLYA BİLAL

ferda abla

‘UNUTMAK OLMAZ-KARADENİZİN SOL DALGALARI’

ziyaretlerinden birisi de Ferda abla olmuştu. Yaklaşık dört ay önce
 Samsun’da bir gurup yoldaşımızla beraber Ferda ablayı evinde ziyarete
 gittik.

Üç saatlik bir söyleşi ve bir saatlik kamera çekimi yaptık. Acıları
 vardı ve yatakta zorla dikelip konuşabiliyordu. Bizi karşılaması ilginç
 oldu: Kahkahalarla “Ne o Ferda ablanız ölüyo sandınız di mi, bende o göz
 var mı?”
 Sonrasında konuştukça açıldı, açıldıkça konuştu.
 Hayatıyla, kendisiyle, yaptıklarıyla, yoldaşlarıyla sevimli bir alaycılıkla
 ‘dalga’ geçiyordu ve sonra yorulup uzandı; vedalaşıp ayrıldık…

Yaklaşık bir hafta sonra, Samsun’da Devrimci Yetmişsekizliler Derneğinin
 düzenlediği ‘UNUTMAK OLMAZ ETKİNLİĞİ’nde sahnenin en önünde 
oturuyordu. Belli ki çok zorlanarak gelmişti ve gecenin sonuna kadar da 
kaldı.

Perdede Ferda ablanın görüntüsü çıktığında salondaki tüm yoldaşları
 ayakta alkışladılar. Ayağa kalkıp salonu selamladı, ağlıyordu…

Etkinlik 
sonrasında daha fazla kalamayacağını söyledi ve tek tek herkesle 
vedalaştı.

Kapıdan çıkarken  ”belki bir daha görüşemeyiz, bu akşam çok
 mutluyum, bütün arkadaşlarıma sevgilerimi söyleyin” derken gözlerine
 bakamadım, ağlamaya devam ediyordu….”


26.11.2009  İstanbul 
Şenol MORGÜL- Emin ŞİR


  1. murat tıkıroğlu diyor ki:

    hey gidi koca ferda abla.. sahi biz hep ona ferda abla demiştik, değil mi… onun varlığı bize bir güvenceydi o zaman…keşke yazmaya devam etseydi… yazılarını bize ulaştıran dostlara çok selam….

  2. Mahalleden çocukluğumun ablası,sokak da ablam,kafa çekme de ablam,sevecenle konuşmada ablam,her görüğünde CANIMMM diyen ablam,canım ablam biliyorum bizi terk etmek istemedin ama maalesef gittin ben ve bizler seni çok özlüyoruz gür sesinle güneşin zaptı yakın şiirini okumanı her toplantıda işte yeniden okuyacak Ferda ablam beklentisi ile kulaklarımı dikiyorum ve duyuyorum okuyorsun bağıra bağıra ablamm..Seni Fırtına Pansiyonda ağırlamak çok zevkliydi ablam.Akşam Fırtına’nın yanında kaldırdığımız kadehlere selam olsun ablam,Fırtına deresi gibi yaşadın ablam.Hoşçakal ablam.

  3. yekta sağlam diyor ki:

    ferda ablamın huzurunda ahmet sarı -abdulkadir aksoy ve nicelerine selam olsun

  4. ismet uzun diyor ki:

    devrim orta okulunda da devrim lisesinde de öğretmenimdi.çok dayakta attı bana çokta sevdi.bizde onu sevdik. bir gün bi baktıkki aynı saflarda bağımsızlık ve devrim mücadelesi veriyoruz.onunla geçen her günü özlemle anıyor onu yaşatmaya devam eden arkadaşlarımıza yürekten sevgiler sunuyorum

  5. Server Muradoğlu diyor ki:

    Niğdenin Azatlı köyünde öğretmenim,yıl 1963,okullar tatil olmuş,seminerler bitmiş,ailemin yanına Sivasa dönmek için trene bindim.Niğde Kız Öğretmen okulu da tatile girmiş ,kızlar trenle ailelerinin yanına döüyorlar,
    Meslektaş olmamız nedeniyle bir iletişim oluştu aramızda yeni mezun kızlarla.
    Uzun uzun konuştuk trenin koridorunda,gözlüklü ve hafif şişmanca kızla,Erbaa lı olduğunu,adının Ferda olduğunu söyledi,bana BİNGÖL ÇOBANLARINA adlı şiiri okudu,okurken sanki gerçekten gönlünü yayla yapmıştı Bingöl çobanlarına,öylesine içten ve duygulu.
    Kayseriye geldiğimizde,neye kırıldığımı yada kızdığımı hatırlamıyorum ama trenden indim ve birdaha binmedim.Tren bensiz yoluna devam etti.
    Sonuçte ben de 19 yaşında biriyim,sanırım birazda kurnaz gözüken salaklardanım o tarihlerde.
    HAYAT diye bir mecmua vardı o yıllarda,onun okuyucu mektupları bölümüne Japonya ya nasıl giderim diye yazmıştım ve onlarda bana bir cevap yazmışlardı.
    Birgün Milli Eğitim Müdürlüğüne gittim,bana bir mektup olduğunu söylediler,adres şöyleydi “Sayın Server Muradoğlu Melendiz mıntıkasında öğretmen,Milli Eğitim Müdürlüğü eliyle NİĞDE” heyecanla açtım,mavi pelür kağıtlara yazılı uzunca bir mektuptu.Soyadımı Hayat mecmuasındaki yazımda okuduğunu yazmıştı.
    Samsun Eğitim Enstitüsünde okuduğunu… ve birçok şeyler insanın ruhunu okşayan,cevap yazdım,o bana yazdı ben ona ve bu bir yıla yakın sürdü.mektuplarımız hep uzun uzun du,hatta ben kağıtları birbirine ekleyerek 30m bir mektup göndermiştim de,okul bahçesinde eleden ele uzatıp okuduğunu falan yazmıştı,haa bunlar mektup değildi,onun ifadesiyle BETİK ti.
    Sonra birgün onu görmeye gittim Samsuna,ortak bir arkadaşımız olmuştu(Av.Metin Turgut),ona uğradım,sonra telefonla Ferdaya geldiğimi söyledim,bana bir saat verdi,o saatte dersten çıkacaklarını beni beklediğini söyledi.
    Vakit geçirmek için bir bardak şarap içmek istedim,bir daha,bir daha derken randevu saatinde bir sarhoş herif belirdi,okulun önünde,bekleyenlerin hepsinde hayel kırıklığı.
    Gözlerinden ateş fışkırarak “Niye geldin” diye adeta azarladı beni.
    Ben de onun aşırı kilolu halini kendime yakıştıramamışım havasında döndüm geri ve kös kös gittim Sivasa.
    Bir gün aklıma düştü yıllar sonra,Erbaa Nüfus Müdürlüğünü aradım,onların yardımıyla İzmirdeki abisini buldum telefonla,ondan Ferdanın telefonunu aldım,aradım kendisi çıktı,”Sizin bir telefon sapığınız varmı

  6. Server Muradoğlu diyor ki:

    dedim,gülerek “Yok” dedi,”tebrik ederim şimdi bir sapığınız oldu” dedim,”dur dur bakiyim dur” dedi vee devam etti”Sen Serversin değilmi” tanımıştı sesimi,biraz sohbet ettik.
    Çok mutlu olmuştum bir eski dostla konuşmaktan.
    Sonra daha görşemedik,sanırım ona rahatsızlık vermemek için telefon numarasını yırtıp attım.
    Onun Samsun öğretmenlerinin Ferda ablası olduğunu daha sonra onu tanıyan akrabam emekli öğretmen Varol Aslan dan öğrendim.
    Bu yazıyı yazdığım gün öğrendim öldüğünü,tanrıdan ona rahmet diliyoruöm.

  7. sevcan çelik başar diyor ki:

    ferda ablayı bende çok iyi tanıyorum .aynı mücadele içinde bize önder olmuştu çok üzüldüm rahmet diliyorum.Ferda ablalar ölmez.

Yorum yaz