“PARK” Sineması

0 yorum
“PARK” Sineması

Nihat OKUMUŞ / 23 Nisan 2016

 Alaçam’ın “PARK” Sineması…

Rahmetli babam “Ben sinemaya gidiyorum…” deyince kıyameti kopartmıştım. Bütün şımarıklılığımla ağlıyordum… “Ben de sinemaya gitmek istiyorum. N’olur beni de götür baba!.” İnat etmiştim… Tutturmuştum bir kere!.. İlk kez böylesine şımarıyordum. Rahmetli babam daha fazla dayanamamış elini uzatmıştı. “Gel bakalım başımın belası.”

 

O eli tuttuğum gibi koşarcasına babamın hızlı adımlarına ayak uydurmaya çalışıyordum. Muzaffer amcanın dükkanının (meyhane) önüne geldiğimizde“Beni burada bekle, sakın bir yere ayrılma! Ben şimdi geliyorum.” dedi ve  dükkanda aldı soluğu… Yıllar sonra anladım ki; meğer babamın “Sinemaya gidiyorum.” dediği yer meyhaneymiş… Arkadaşlarıyla birkaç kadeh içmek için “sinema” bahanesini uyduruyormuş.

 

İki üç dakika sonra meyhaneden çıkan babamın elini tuttum. Koşarcasına Alaçam’ımımızın tek sineması, Osman abimizin PARK Sinemasında almıştık solu

 

ğu. Fatih İlkokulunun tam karşısındaydı. Kapıdaki Abdülhalim amcaya selam verip içeriye girdik. İlk kez gidiyordum sinemaya ve heyecandan ayaklarımı sürekli önümdeki sandalyenin ayaklarına vuruyordum. Önümdeki abi bir ara babama dönüp “Mehmet abi senin oğlan mı? Her halde ilk geliyor… Baksan heyecanı tavan yapmış.”diyordu. Filmin başlamasını beklerken radyoda/pikapta “Sırma Saçlı Yarimin Can Bahşederken İşvesi” adlı şarkı çalıyordu bir bayan sanatçının  sesinden.

*

Nihayet ışıklar sönmüş, karanlıkla birlikte korkmaya başlamıştım… Babamın elini tuttuğumda karşı duvarda resimler ve yazılar çıkmaya başladı. Şarkı da çalıyordu. Babam korkacak bir şey olmadığını söyleyince rahatladım… Yazılar bitince film oynamaya başlamıştı. Her şey sinemanın içine dolmuştu sanki. Sokaklar, mahalleler, bütün insanlar Osman abinin sinemasında karşımızdaydı. Bir zaman sonra sinemanın ışıkları yanmış, filmdekiler kaybolmuştu. Babamın yüzüne baktım ne oldu gibilerden… Anlamıştı. “Biraz sonra gene başlayacak… Merak etme!..Gazoz içer misin?” sorusuna kafayı sallamıştım ve Yalçın abimin,  kapağını açıp da verdiği Tahir Candan amcamızın dükkanında yapılan gazozu bir dikişte içmiştim. Bir külah da kabuklu fıstık almıştı babam. Onların da hakkını vermiştim.

Filmin arasında sinemayı incelemiştim. Üst katta balkonu da vardı. Balkon bir tahta paravanla ikiye ayrılmış, kadınlar ve erkekler ayrı ayrı oturuyorlardı balkonda. Alta tarafta ise en arkada aileler için dörder kişilik localar vardı. Locaların önünde 4-5 sıra “koltuklu sandalyeler”, onların önünde de perdeye kadar normal sandalyeler vardı.

*

204503

Seyrettiğim ilk sinema filmiydi BEKLENEN ŞARKI… Tahminime göre 1957 ya da 1958 yılı idi. Zeki MÜREN ve Cahide SONKU oynuyordu. Çok güzel bir aşk hikayesiydi. Zeki MÜREN’i çarşıya indiğimde dükkanlarda çalan radyolardan, 78 lik taş pilaklarından hatırlıyordum. Filmde kendisini görünce çok heyecanlanmıştım… Zeki Müren’i ilk kez görmüştüm. Sinemadan çıktığımızda kafamı yukarıya doğru kaldırıp babamla göz göze geldim…  “Gene gelicez değil mi baba?” dediğimde “Beğendiysen getiririm tabii. Ama ara sıra… İşim olmadığı zamanlar tamam mı?” dediğinde eve nasıl gittiğimi bile hatırlamıyorum. Daha sonralarında hatırladığım şey, ara sıra da olsa babamın elini tutup sinemaya gittiğimiz günlerdi.

Çarşıya indiğimde Aziz abinin kahvehanesinin karşısındaki çam ağacına dayalı olarak o gece oynayan filmin afişi dururdu her gün… Bakardım afişteki resimlere. Çoğu zaman içim giderdi seyredemeyeceğim için.

*

Yalçın ve Atakan abiler, tahtaya tutturulan o afişleri mahalle mahalle gezerek “Bu akşam PARK sinemasında… Baş rollerde….” diye anons ederek o gece oynayacak olan filmi tanıtırlar, Alaçam’lıları o gece Osman abinin PARK sinemasına davet ederlerdi.

 

O yıllarda öne çıkan filmler, Kurtuluş Savaşında yaşanan hayatları konu alıyordu… Eşref KOLÇAK ve Sadri ALIŞIK’ın baş rolerini oynadığı“DÜŞMAN YOLLARI KESTİ” filmi bunlardan birisidir. Yüzü Atatürk’e benzediği için Ahmet MEKİN de bu tür filmlerde oynamıştı. “Dokuz Dağın Efesi Çakıcı Geliyor” filminde Fikret Hakan’a hayran kalmıştım. Yine Eşref Kolçak’ın başrolünü oynadığı “KALPAKLILAR”…

*

Yıl 1960… İhtilalin hemen ertesi haftası babam vefat edince mahalledeki arkadaşlarla harçlığımızı çıkarmaya başlamıştık. Vural, Şenol, ben ve birkaç arkadaşımız daha sabah ezanı okunmadan fırındaki yerimizi alır, hava  aydınlanırken simitleri sopalara yerleştirir, mahallelere dağılır ve simit satarak harçlıklarımızı çıkarmaya çalışırdık. Kazandıklarımızın büyük kısmı sinemaya giderdi. Çok seviyordum sinemayı.

Ayhan Işık’ı, Turist Ömer’i, Horoz Nuri’yi, Adanalı Tayfur’u, Çirkin Kral Yılmaz Güney’i, sinemanın sultanı Türkan Şoray’ı, Muhterem Nur’u, Erkek Fatma’yı, Şöför Nebahat’ı, Filiz Akın’ı, Susuz Yaz’ın Hülya Koçyiğit’ini, en kötü karakter Erol Taş’ı, daha nicelerini Osman abinin  PARK sinemasında tanıdım.

O yıllarda Cumartesi günleri devlet daireleri öğleye kadar çalışır, okullar da öğleye kadar eğitime devam ederlerdi. Cumartesi günleri öğleden sonra, sadece biz öğrenciler için 35 kuruşa filmleri oynatırdı Osman abimiz.

Hele hele yaz geldiğinde Osman abimizin PARK sineması, yan taraftaki bahçeye, açık havaya taşınırdı. Karşıya baktığında filmi, kafanı kaldırdığında yıldızları görüyordun. Ailelerin ayrı bir yeri vardı sinemada… Onlar,  bahçenin en arkasındaki masa ve sandalyelerde otururlardı. Bilet alıp sinemaya giremeyenlerin mekanı ise Fatih İlkokunun bahçesindeki çam ağaçları idi. Filmi oralardan seyrediyorlardı. Her bir ağaçta en az 5-10 kişi vardı.  Ara sıra düşenlerde olmuyor değildi!.

*

Siyah beyazlı yıllarda, PARK sinemasında iyinin de kötünün de bir kısmını filmlerden  öğrendim. Bugün nefret ettiğim sigarayı bile onları taklit ederek içtim.

 

Olsun!.. İyisiyle kötüsüyle siyah beyaz Yeşilçamı, Osman abinin PARK sinemasını  ben çok sevmiştim. Bende inanılmaz iz bırakanları, bütün artistleri saygı ve rahmetle anıyorum. Ahirete göçenlere Allah’tan rahmet diliyor, yaşayanlara sağlıklı, mutlu ve keyifli bir ömür diliyorum.

Hala duruyor mu bilmiyorum ama; Osman abimizin PARK sineması vardı ALAÇAM’da…

PARK SİNEMASI… Doya doya siyah  beyaz filmleri seyrettiğim, en yakışıklılarla en güzelleri, en iyilerle en kötüleri tanıdığım yerdi orası…

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>