<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Memleket Mektubu</title>
	<atom:link href="http://www.memleketmektubu.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.memleketmektubu.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 Jun 2010 16:51:23 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kum torbasına sitemimdir…</title>
		<link>http://www.memleketmektubu.com/2010/06/kum-torbasina-sitemimdir%e2%80%a6/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kum-torbasina-sitemimdir%25e2%2580%25a6</link>
		<comments>http://www.memleketmektubu.com/2010/06/kum-torbasina-sitemimdir%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 16:51:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[MAHALLE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.memleketmektubu.com/?p=491</guid>
		<description><![CDATA[
 

- ÖZGÜR BAŞAR V. -





‘…….
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Sabah erkenden çaldı alarm… günün yarı aydınlık vaktinde uyandı Emrah. Yoksul gecekondu semtinde birbiri ardına  yanan ışıklar yeni bir işgününe uyandırdı işçileri… [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste">
<p style="margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 12.0px Verdana;"><span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', 'Bitstream Charter', Times, serif;"><span style="line-height: 19px; font-size: small;"><span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif; line-height: 28px; color: #330100; font-size: 11px;"> </span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', 'Bitstream Charter', Times, serif;"></p>
<h4 style="margin-top: 5px; margin-right: 0px; margin-bottom: 7px; margin-left: 0px; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: normal; font-style: inherit; font-size: 18px; font-family: inherit; vertical-align: baseline; color: #303030; padding: 0px; border: 0px initial initial;"><em style="outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-style: italic; padding: 0px; margin: 0px; border: 0px initial initial;">- ÖZGÜR BAŞAR V. -</em></h4>
<p></span></p>
</div>
<blockquote>
<div><span style="font-family: Verdana, 'Times New Roman', 'Bitstream Charter', Times, serif;"><span style="line-height: normal; font-size: small;"><br />
</span></span></div>
<div>‘…….</div>
<div id="_mcePaste">Ve bu dünyada, bu zulüm</div>
<div>senin sayende.</div>
<div>Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer</div>
<div>ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak</div>
<div>kabahat senin,</div>
<div>— demeğe de dilim varmıyor ama —</div>
<div>kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!</div>
</blockquote>
<div id="_mcePaste">Sabah erkenden çaldı alarm… günün yarı aydınlık vaktinde uyandı Emrah. Yoksul gecekondu semtinde birbiri ardına  yanan ışıklar yeni bir işgününe uyandırdı işçileri… Tasarruf ampulünün ışığında hızlıca bir şeyler atıştırdı kahvaltı niyetine…Tersanede mesaiye yetişecekti. Formendi, boya işçilerinin başında duracak, işlerin doğru yapılmasına yardımcı olacaktı…</div>
<div id="_mcePaste">‘Dikkatli ol oğlum’ diyebildi annesi kapıdan aceleyle çıkan oğlunun arkasından… Birbiri ardına duyduğu iş kazası haberlerinden tedirgindi ama yaşamak için çalışmak gerekliydi..</div>
<div id="_mcePaste">Emrah yirmi iki yaşında, pırıl pırıl bir çocuktu… ailesinin en zor zamanlarında çalışarak eve yardımcı olmuş, hatta kendine banka kredisiyle bir de araba almıştı… açık öğretimde üniversite ikinci sınıftaydı… umut doluydu, dürüsttü, çalışkandı… ailesine, arkadaşlarına, işine sadıktı.. küçük yaşta yaşadıkları ona sorumluluk duygusu kazandırmıştı… yaşıtlarından olgundu…</div>
<div id="_mcePaste">Mahallede çocukluğunu bilirim… bir bacağı diğerinden biraz daha kısa olduğu için çocukluğunun bir bölümünde  demir aparatlar kullandı… Mahallede diğer çocuklardan geri kalmaz, koşup oynardı… Hiç hayıflandığını görmedim Emrah’ın… Ağlayıp zırladığını… olur olmadık çevresindekileri üzdüğünü… kendi içine gömüldüğünü… hem kendine hem çevresine yetecek neşesi ve enerjisi vardı…yüzü hep gülerdi…</div>
<div id="_mcePaste">Uzun yıllar görmedim onu… İstanbul’un insanı kendinden bile uzak tutan yoğunluğunda bir fırsatını bulup ziyaretlerine gidemedim… oysa amca çocuklarıydık… kapı bir komşuyduk… Nuriye yengem ‘hadi bire kızancıklar’ dedi mi sofraya otururduk… Hani kardeş sofrası derler yaa.. öyle…bir dilim ekmeği kardeşçe paylaşarak doyardık… sonra yine sokaklara akardık ….</div>
<div><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/06/emrahresim2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-492" title="emrahresim2" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/06/emrahresim2.jpg" alt="" width="257" height="303" /></a></div>
<div id="_mcePaste">Emrah daha yirmi iki yaşındaydı… Çalıştığı tersanelerde yüzün üzerinde insan ölmüştü oysa… basit tedbirlerle kurtulabilecek insanlar… ama patronlar işçiler ölmesin diye tedbir almaktansa, hesabı sorulamasın diye taşeron kullanmayı daha ‘karlı’ görüyorlardı… Hem bundan önceki ölümlü kazalarda ne olmuştu ki… kim ne ceza almıştı… ölenlerin ailelerine üç beş kuruş kan parası… ‘bu son olsun ‘ açıklamaları…</div>
<div id="_mcePaste">İnsan yaşamının iki kum torbası kadar para etmediği bir dünyada yaşadığımızı anlayamadı Emrah…</div>
<div id="_mcePaste">Adı, gülümseyen vesikalık fotoğrafının altına yazıldı yalan yanlış gazetelerde…taksitleri ödenememiş  bir araba anahtarı kaldı ailesinin elinde… patron, üzerindeki kıyafetleri teslim etme nezaketi bile göstermedi… ‘bu denemeyi yapmasaydık, üç kişi değil on dokuz kişi ölürdü’ dedi pişkince… GİSBİR toplantısında efelenen ‘bir işçi daha ölürse canınızı yakarım ona göre!’ diyen Kasımpaşa delikanlısından da ses seda çıkmadı…Yetkililer, yetkilerinin hizmet ettikleri sınıfa iyi davranmak olduğu bilinciyle ‘üzüldük’ gibisinden şeylerle olayı geçiştirdiler…</div>
<div id="_mcePaste">Nice Emrah öldü … saymak istemiyorum … insan hayatının basit sayılarla ifade edilmesi, gazete sayfalarında numaratör gibi her gün yeni rakamların eklenmesi… her birinin,  bir can olduğunu bu ülke öğrenene kadar en azından…her manasız ölümün bizimde renklerimizi soldurduğunu anlayana kadar insanlar… nice Emrah, nice Ahmet, nice Şirwan… Samsun’dan, Ordu’dan, Diyarbakır’dan Anadolu’nun en yoksul yerlerinden gelip ; çalışacak bir iş namuslu bir lokma için ölüm tersanelerinde çalışan bunca insan….Birkaç tersane patronu üç kuruş fazla kazansın diye harcanan bu hayatlar … iki puro parasına söndürülen ocaklar… değer mi?..</div>
<div id="_mcePaste">Ne olur o son model arabalarınıza binmeseniz… en lüks villalarda yaşamasanız… en pahalı restoranlarda yemeseniz… neyiniz eksilir… bir insan  hayatına değer mi… arabanızın modeli kadar değer verseniz bir insan yaşamına … çocuğunuzun okul taksiti kadar ilgilenseniz bir başka anne babanın çocuğuyla da … bu nasıl bir ahlaktır… bu ne sefil insanlıktır… Sorsanız sizden dindardırlar&#8230;ha bire hacca giderler… millete sevgileri yere göğe sığmaz&#8230; vatan onların sayesinde kalkınır… onların çocukları bir garibanı ezerse itfaiye hemen fren izlerini siler… dağ başında çatışan savaşan onların kıymetli bebeleri değildir…onlar her şeyin en iyisini hak eder, torpillidirler… özel okullarda okumak, özel hastanelerde ameliyat olmak, partilerde ilçe başkanı, meclislerde mebus olmak onların hakkıdır… bize düşense kum torbaları yerine filikalara doldurulup kobay olmaktır…</div>
<div id="_mcePaste">Bizden çok vardır… evet bizden çok  vardır onlar bunu iyi bilir de , biz farkına varamayız nedense… Biz bu kadar çokken bu gemileri bu evleri inşa eden, var eden bizlerken; neden bu hayatta emanet durur cismimiz düşünmeyiz&#8230; yarı aç yarı tok uyanmak, kenar mahallelerde çamurlu yollarda minibüs beklemek, patron işten kovar mı diye korka korka en yüksek iskelelerin üstünde güvenliksiz raspa yapmak… yerin bin metre altından kömür çıkarmak… grizu patlayınca bir daha gün ışığına çıkamamak… Alnımıza ‘kader’ diye yazılmıştır…</div>
<div><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/06/emrahresim1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-493" style="margin: 5px;" title="emrahresim1" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/06/emrahresim1.jpg" alt="" width="600" height="303" /></a></div>
<div id="_mcePaste">Ölürüz timsah gözyaşı bile dökmezler… sesimizi çıkarsak isyan etsek provakatör derler… ‘Bu işe girerken sununun böyle olacağını biliyordunuz’ derler… ‘güzel öldüler’ derler… boynumuzu eğer ‘kaderimize’ razı oluruz…sonra zaten unutulur…</div>
<div id="_mcePaste">Dini imanı para olmuş bir düzenin olağan sonucudur… Emrah gibi nice genç insan umutla uyanır işçi tulumunu giyer ve kenar mahallelerin çamurlu yollarında sonu belli bir yolculuğa çıkar… Televizyonlarda görüp binmeyi hayal ettikleri arabaların çamuru sıçrar üzerlerine… Kim hangi barda kiminle eğlenmiş cinsinden magazin programları izledikleri için gözleri uykuludur… yaka ceplerine sıkıştırdıkları sayısal loto kuponuyla yürekleri umutludur…evet hepsi dini imanı para olmuş bir düzenin doğal bir sonucudur…</div>
<div id="_mcePaste">Bilmem ki bu ‘kader’ değişir mi… bilmem ki bu nasırlı eller birleşir mi… kömür karası gözler, deniz mavisi gözler kendilerini bu kadere mahkum edenleri görebilirler mi… bir lokma ekmek için çalışırken ‘yemekteyiz’ programlarından başlarını kaldırıp, ‘artık yeter!’ diyebilirler mi…</div>
<div id="_mcePaste">Emrah ömrünün baharında , gencecik… yüreği ateş gözleri alev… Karadeniz gibi coşkulu… dereler gibi pırıl pırıl, temiz… dağlar gibi yüce, sevdalı… açık öğretimde üniversite ikinci sınıftaydı… umut doluydu, dürüsttü, çalışkandı… hain bir ‘iş kazası’ onu aramızdan aldı…ve elimizde sadece suçlu iki kum torbası kaldı…</div>
<div id="_mcePaste"></div>
<div id="_mcePaste">Mayıs 2010 İstanbul</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.memleketmektubu.com/2010/06/kum-torbasina-sitemimdir%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>At martini bre Debreli</title>
		<link>http://www.memleketmektubu.com/2010/05/at-martini-debreli-hasan/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=at-martini-debreli-hasan</link>
		<comments>http://www.memleketmektubu.com/2010/05/at-martini-debreli-hasan/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 May 2010 12:31:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[MAHALLE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.memleketmektubu.com/?p=474</guid>
		<description><![CDATA[Alaçam’da doğup büyüyen birisi olarak ‘DEBRELİ HASAN’ türküsünün tüm macirler gibi bende de ayrı bir yeri vardır. Mübadele insanları olarak dedemin ve babaannemin dilinden düşürmediği bu türkü hep kulağımın derinlerinde bir yerlerdedir. Her dinlediğimde beni  Selanik’e, Kayılar’a, Sarışaban’a götürür. Sanki oraları hep biliyormuşum gibi, sanki ben de orada doğmuşum gibi, sanki ben de Debreli Hasan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Alaçam’da doğup büyüyen birisi olarak ‘DEBRELİ HASAN’ türküsünün tüm macirler gibi bende de ayrı bir yeri vardır. Mübadele insanları olarak dedemin ve babaannemin dilinden düşürmediği bu türkü hep kulağımın derinlerinde bir yerlerdedir. Her dinlediğimde beni  Selanik’e, Kayılar’a, Sarışaban’a götürür. Sanki oraları hep biliyormuşum gibi, sanki ben de orada doğmuşum gibi, sanki ben de Debreli Hasan gibi dağlarda dolaşmışım gibi… Bu türküde hep kendimi buluyorum. Bu türkü bize niye bu kadar sıcak gelir, hikâyesinde saklıdır. Fotoğrafta ‘DRAMA KÖPRÜSÜ’nü görüyorsunuz. Alaçam düğünlerinin vazgeçilmez türküsü ‘DEBRELİ HASAN’ın hikâyesini okuyunuz!</div>
<div><img class="alignright size-full wp-image-477" style="margin: 10px;" title="drama köprüsü-1890" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/05/drama-köprüsü-1890.jpg" alt="" width="576" height="428" /></div>
<h2><strong><em>Drama Köprüsü&#8230;</em></strong></h2>
<div>Drama Köprüsü türküsü, Debreli Hasan’ın türküsüdür. Bu türkü özellikle Ruhi Su tarafından okunduktan sonra haksızlığa karşı direnenlerin ve başkaldırının türküsü olarak söylenmiş ve çok sevilmiştir. Peki kimdir Debreli Hasan?</div>
<div id="_mcePaste">Onun uzun yıllar (1870-1922) Drama-Serez ve Sarısaban arasında bir halk kahramanı eşkıya olarak yaşadığı belirtilir. Zenginden alıp fakire vermesiyle halkın gönlünde taht kurduğu ve Drama köprüsünü yaptırdığı söylenir.</div>
<div>Dönemin yönetimine ters düşüp eşkıya durumuna düşen böyle halk kahramanlarının köprü-yol gibi yapılar yaptırmaları öteden beri vardır. Bunlara örnek olarak, Sandıkçı Şükrü’nün Rize fenerini yaptırması, Çakırcalı Memet Efe’nin köprü ve yol yaptırması, Burdur’da Kaz Ahmet Efe’nin köprü yaptırması örnek olarak sayılabilir&#8230;</div>
<div>Drama, Yunanistan’ın kuzeyinde Makedonya’da bir il merkezidir bugün. Kent, Angiti ırmağının en büyük kolunun ve Drama ovasının kuzeyindedir. Tütün, pamuk ve pirinç merkezi olarak bilinir. 1922’den sonra Türkler’in göç etmesiyle, Anadolu’dan gelen Rum göçmenlerle Drama’nın nüfusu ikiye katlanmıştır. Drama kenti, Selanik’e demiryolu, Kavala limanına da karayolu ile bağlıdır.</div>
<div>Kesin tarihler veremesek de Debreli Hasan 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında yaşamış; hatta 1922’den sonra Türkiye’ye göçtüğü söylenen bir halk kahramanıdır. Bize öyle geliyor ki, özellikle o bölgeden Anadolu’ya göç eden Türkler Debreli türküsünü de o bölgenin bir anısı gibi yanlarında taşımış ve nazar boncuğu gibi belleklerine dikmişlerdir.. Her zaman ve her ortamda türküyü seslendirerek özlemlerini gidermişlerdir.</div>
<div>Debreli Hasan’ın benzeri eşkıyadan farkı, kalabalık bir grubunun olmayışıdır. Karakedi lâkabıyla tanınan bir kızanı olduğu söylenir. Sevilmesinin ana nedenlerinden biri, fakir fukaranın sıkıştığında yanı başlarında Debreli Hasan’ı bulmalarıdır. Şöyle bir öykü anlatılır ve bu tür öyküler Debreli Hasan ve benzeri eşkıyaya yakışır. Dağlı bir genç düğün masrafları için danasını kent pazarında satmak üzere yola düşer. Debreli Hasan çıkar önüne. Nereye gittiğini sorunca, genç durumu anlatır. Debreli Hasan gencin evlenmesi için gerekli parayı verir ve danasını köyüne götürmesini söyler.</div>
<div>Debreli Hasan’ın Çakırcalı Memet Efe’yle aynı dönemlerde yaşadığı bilinir. En azından belli bir zaman dilimini paylaşmışlardır. Çakırcalı’nın 1911 yılında öldürüldüğü bilindiğine göre, en azından eşkıyalık yaptıkları uzunca bir süre çakışmaktadır. O dönemin tüccarları mallarını deve kervanlarıyla taşırlardı, eşkıya da onlar için korku sebebiydi. Bazen de güven. Çünkü kurallar bilindikten sonra böyle güçlü ve erdemli eşkıya, tüccar için bölgelerin güven sağlayıcısı oluyordu. O dönemde halk arasında şöyle bir söz dolaşırdı:</div>
<div>Debreli’den geçsen Çakırcalı’dan geçemezsin!</div>
<div id="_mcePaste">Debreli Hasan türküsünün bir güzel tarafı da mahpushanedeki dostlarına umut veren yanıdır. Yaşama, doğru bakmanın, dostluğun, arkadaşlığın ve umudun türküsü de diyebiliriz. Her fırsatta bu türküyü söyleyin olur mu? Dağ başlarında, yaylalarda, akşam ateşinin karşısında; her yerde.</div>
<blockquote>
<div id="_mcePaste"><em>DRAMA KÖPRÜSÜ</em></div>
<div id="_mcePaste">Drama köprüsü Hasan dardır geçilmez</div>
<div id="_mcePaste">Soğuktur suları bre Hasan bir tas içilmez</div>
<div>Anadan geçilir Hasan yardan geçilmez</div>
<div id="_mcePaste">At martini Debreli Hasan dağlar inlesin</div>
<div>Drama mahpusunda Hasan dostlar dinlesin</div>
<div>Mezar taşlarını Hasan koyun mu sandın</div>
<div>Adam öldürmeyi Hasan oyun mu sandın</div>
<div id="_mcePaste">Drama mahpusunu Hasan evin mi sandın</div>
<div>At martini Debreli Hasan dağlar inlesin</div>
<div id="_mcePaste">Drama mahpusunda Hasan dostlar dinlesin</div>
<div>Drama köprüsünü Hasan gece mi geçtin</div>
<div id="_mcePaste">Ecel şerbetini Hasan ölmeden mi içtin</div>
<div>At martini Debreli Hasan dağlar inlesin</div>
<div id="_mcePaste">Drama mahpusunda Hasan dostlar dinlesin</div>
<div>Drama köprüsü Hasan dardır daracık</div>
<div id="_mcePaste">Çok istemem yanko çorbacı bin bes yuz liracik</div>
<div>At martini Debreli Hasan, dağlar inlesin</div>
<div id="_mcePaste">Drama mahpusunda Hasan, karakedi dinlesin</div>
</blockquote>
<div>NOT:  Bu konuyla ilgili olarak</div>
<div><a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25086019">http://www.ntvmsnbc.com/id/25086019</a></div>
<div>Drama Köprüsü üzerine bir araştırma var&#8230;</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.memleketmektubu.com/2010/05/at-martini-debreli-hasan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HEY GİDİ KARADENİZ…</title>
		<link>http://www.memleketmektubu.com/2010/03/414/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=414</link>
		<comments>http://www.memleketmektubu.com/2010/03/414/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2010 15:38:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[MEVZU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.memleketmektubu.com/?p=414</guid>
		<description><![CDATA[
Ferda YURTSEVEN
Ah şu Karadeniz kıyıları, her mevsim bir  başka güzel, ya da biz buraları çok seviyoruz da bize mi öyle geliyor  bilmiyorum.
Her yıl Samsun’dan Hopa’ya kadar gider gelirim. O  güzelim doğayla iç içe olmak için.
Yeşilin her tonunun nasıl  olduğunu görmek istiyorsanız, bir gün batımı şöleni izlemek  istiyorsanız, şartları zorlayın ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/03/ferdaablayazi.jpg"><img class="size-full wp-image-419 " style="margin: 10px;" title="ferdaablayazi" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/03/ferdaablayazi.jpg" alt="" width="600" height="400" /></a></h2>
<h2>Ferda YURTSEVEN</h2>
<p>Ah şu Karadeniz kıyıları, her mevsim bir  başka güzel, ya da biz buraları çok seviyoruz da bize mi öyle geliyor  bilmiyorum.</p>
<p>Her yıl Samsun’dan Hopa’ya kadar gider gelirim. O  güzelim doğayla iç içe olmak için.</p>
<p>Yeşilin her tonunun nasıl  olduğunu görmek istiyorsanız, bir gün batımı şöleni izlemek  istiyorsanız, şartları zorlayın ve Doğu Karadeniz’e merhaba deyin  dostlar…</p>
<p>2004 – Ağustos / Fındıklı -Rize</p>
<blockquote><p><strong>ÖNSÖZ</strong></p></blockquote>
<blockquote><p><em>Bu sayfayı açıp, bu yazıyı okumaya hazırlanan sevgili okuyucular şaşırdınız değil mi? “Biz önsözü romanlarda biliriz bir gezi yazısına da önsöz konur mu hiç”diye.  Bu gezi yazısı 25 Eylül 2009 da kaybettiğimiz Ferda ablamız’a ait. Benim Yakakent’teki evimde “Kuzeyde Tütün” dergisinin son sayısıyla tanıştı. Dergiyi baştan sona keyifle bir tek satır atlamadan okudu. Şimdi isimlerini hatırlayamadığım birkaç yazar arkadaşı Alaçam’dan tanıdığını ve yazılarını ilgiyle okuduğunu söyledi. Derginin editörü Süleyman Felamur arkadaşımıza da gelecek sayı için yazı sözü verdi fakat ömrü sözünü yerine getirmeye yetmedi. Ferda abla, benim annem, ablam, arkadaşım, yoldaşım, can dostumdu.  Eline küçük bir kağıt parçası geçse onun kenarına bile bir şeyler yazarak değerlendirirdi. Karadeniz kıyıları ile ilgili karalamalarını derleyerek, çektiğim fotoğraflarla da süsleyerek  Ferda ablamın sözünü tutmasını kendime görev edindim. Ferda ablayı tanımayanlara onu en güzel şekilde tanıtan bir yazıyla son sözümü söylüyorum.</em></p>
<p><em>Hülya Bilal / 22.11.09 &#8211; SAMSUN</em></p></blockquote>
<blockquote><p><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/03/Ferdaablayazi2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-420" style="margin: 10px;" title="Ferdaablayazi2" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/03/Ferdaablayazi2.jpg" alt="" width="600" height="400" /></a></p>
<p><em><strong>KARADENİZ’DE  GÜN BATIMI</strong></em></p>
<p><em><strong>Gece akşamı çağırıyor hafiften</strong></em></p>
<p><em><strong>Gün devrilmek üzere</strong></em></p>
<p><em><strong>Muhteşem bir gün batımı şöleni var denizde</strong></em></p>
<p><em><strong>Önce</strong></em></p>
<p><em><strong>Billur bir kaseden kan damlar gibi</strong></em></p>
<p><em><strong>Sonra kızıl bir bakır tepsi görünümünde güneş</strong></em></p>
<p><em><strong>Denizde allı, morlu, pullu portakal rengi titreşimler</strong></em></p>
<p><em><strong>Kızıl tepsi yanarak iniyor</strong></em></p>
<p><em><strong>Yavaş yavaş denize</strong></em></p>
<p><em><strong>Denizde allı, morlu, pullu, portakal rengi titreşimler</strong></em></p>
<p><em><strong>Kızıl tepsi yanarak inişyor</strong></em></p>
<p><em><strong>Yavaş yavaş denize</strong></em></p>
<p><em><strong>Deniz alev alıyor sanki</strong></em></p>
<p><em><strong>Üç-beş balıkçı teknesi</strong></em></p>
<p><em><strong>Selamlıyor gurubu</strong></em></p>
<p><em><strong>Kavruk motor gürültüleriyle</strong></em></p>
<p><em><strong>O anın büyüsünü bozarak</strong></em></p>
<p><em><strong>Kıyıdan uzaklaşıyorlar</strong></em></p>
<p><em><strong>Yanan ufka doğru</strong></em></p>
<p><em><strong>Mavi geceye</strong></em></p>
<p><em><strong>Umut yükleyerek</strong></em></p>
<p><em><strong>Mavi gecenin koynuna sığınarak</strong></em></p>
<p><em><strong>RASTGELE</strong></em></p>
<div class="mceTemp">
<dl id="attachment_421" class="wp-caption alignright" style="width: 346px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/03/ferdaablayazi3.jpg"><img class="size-medium wp-image-421 " style="margin: 10px;" title="ferdaablayazi3" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/03/ferdaablayazi3-202x300.jpg" alt="" width="336" height="499" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">FERDA YURTSEVEN  Tiyatrocu, korist ve kendi  deyişiyle &#8216;assolist&#8217;&#8230; 1963  Samsun Eğitim Enstitüsü mezunu. 1966 Samsun  Devrim Ortaokulu&#8217;nda (sonradan  lise oldu) kesintisiz 14 yıl öğretmenlik  yaptı. 1974 sonrası Karadeniz&#8217;de ki  tüm etkinliklerin turne  sanatçısı. TÖS, TÖB-DER ve Karadeniz Kadınlar  Derneği&#8217;nin militanı. 80  öncesi KKD çıkardığı bildiriden ve TÖB-DER  yöneticiliğinden idamla  yargılandı. Samsun 78&#8242;liler Derneğinin aktif  üyelerindendi.</dd>
</dl>
</div>
<p><em><strong>F.YURTSEVEN</strong></em></p></blockquote>
<p>Bir aydan fazla zamandır Doğu Karadeniz’deyim. Her yıl tekrar tekrar gezmekten, görmekten usanmadığım yerler buralar. Bol bol oksijen depolama, yayla güneşi alma alanları.</p>
<p>İşsizliğe, yoksulluğa, Çernobil’in sonucu hastalıklara, ölümlere, zulümlere inatla direnen, her şeye karşın yüzleri gülen tatlı esprili, hoş insanların yaşadığı yerler buralar. Onlarla tanışmak, konuşmak her seferinde yeniler beni…</p>
<p>Karadeniz’in özverili kadınları… Bin türlü yorgunlukla çaylıklardan fındıklıklardan akşam karanlığında evlerine dönen, evde bıraktıkları, gözü yaşlı bebelerinin,a</p>
<p>hırda kapalı hayvanlarının gönüllerini alan, yorgunluğu geçmeden sabahın köründe yeni ve yoğun yorgunluklara yelken açan, yayla gülleri, yaban çiçekleri, uysal kelebekler, sakin sakin gurbetteki eşlerini beklerler.</p>
<p>Bakarsın onlara, acımak mı üzülmek mi? Karışır düşüncelerin sarhoş olur. Onları sadece seversin.</p>
<p>Hiç şikayet etmezler hallerinden belki başka bir dünya tanımadıkları içindir.</p>
<p>Bu tarafa her yolum düştüğünde önce Çamlı Hemşin’e giderim. Girişteki çağlayandan sonra daracık caddeye girersiniz. Sağlı sollu minicik dükkanlar kimi yöresel yemeklerin sunulduğu küçük aş evleri, kimisi yöresel kıyafetlerin ve bölgeye has çeşitli ürünlerin satıldığı dükkanlar. Bıcır bıcırdır, tüm satıcıları, şirin mi şirin poşi bağlamış kızları dilleriyle mutlaka bir şeyler satarlar size&#8230;</p>
<p>O daracık cadde bu mevsimlerde son derece kalabalık, trafik alabildiğine sıkışıktı. Yerli yabancı tur ve turist otobüsleri, gurbetçi otomobilleri yaylalara yol alan küçük otobüsler, Ayder’e, Zil Kaleye, Şenyuva Köyü’ne giden ve dönen araçları. Aradan sıyrılmayı becerdiğimizde biz de bu yıl önce Ayder’de aldık soluğu. Yörenin en ünlü yaylası. Hava su &#8230; Ve doğa çok özel.</p>
<p>Çamlı Hemşin’deki kalabalığın ilk uğrak yerlerinden  biri olan Ayder’de de iğne atsan..  Yere düşmez.</p>
<p>Termal otel, diğer otel pansiyonlar dolu. Gene de yer bulmak mümkün olabiliyor. Binaların çoğu bölgesel özellikler taşıyor. Arada sırıtanlar olsa da&#8230;</p>
<p>Tatil için tercih edilecek yerlerden biri bence Ayder. Özellikle dinlenmek doğayla baş başa kalmak, ılıcalardan yararlanmak istiyorsanız. Çadır da kurabililyorsunuz.</p>
<p>Keselere uygun aşevleri var. Ayder sofrası temiz, yemekleri ve sütlacı damak tadına uygun, hesaplı da. Öğle yemeğimizi orada yedik. Bozulmamış çevrenin tadını çıkara çıkara ohhhh…</p>
<p>Oradan çıktıktan sonra biraz daha yukarılara uzanıp yeni yerler keşfettik. Tüh! Dedik&#8230;  Keşke burayı daha önce görseydik. Orman içinde geniş bölüme yayılmış piknik alanı. Şehrin bunaltıcı sıcağından sonra başka bir yerdi burası. Ne arasan bulabileceğin bir yer, keyfe açık…</p>
<p>Olsun bakalım, bir başka günde burayı deneriz dedik ve Zil Kale yolu üzerindeki Şenyuva Köyün’deki konaklayacağımız pansiyona doğru yol almaya başladık. Sağımızda çılgın çılgın akan Fırtına Deresi… Kasetçalarda KAZIM KOYUNCU:<em> “ bu dere yılan olsa narino/Derdimi bilen olsa/Oturup da ağlardım narino/Yaşımı silen olsa…” </em>solda alabildiğine çam ormanları, orman gülleri, ağaçlar gökyüzünü yırtacak sanki. Yeşille mavi tepelerde, bir yerde, sislerin arasında  birbirine kaynaşmış, uzak yamaçlarda, zaman zaman yol kenarlarında taş evler birkaç evlik küçük yerleşim birimleri … Yukarılarda kartal yuvalarını andıran, yılların ağır yükü omuzlarında kararmış tahtadan evler, maket görüntüsünde, hiç yolları yokmuş gibi yalnız ve gariban görünmekte&#8230; Oysa ki Karadeniz insanının aklı oraya ulaşmayı çok önceden becermiş</p>
<p>İlkel teleferikler kurarak, keçilerin bile zor tırmanacağı ince uzun patikalar açarak</p>
<p>Aniden toplu konut inşaatı devam eden bir yer çıkıyor karşınıza. Şaşırıyorsunuz bu anlamsız yapılaşma karşısında. Toplu konut idaresi hiç başka yer bulamamış doğayı katletme adına başlamış dikmeye bu beton yığınlarını Fırtına Deresinin kenarına rezillik abidesi gibi.</p>
<p>Öyle bir dönemdeyiz ki kimi kime şikayet edeceksin.</p>
<p>Bunca zaman Fırtına Vadisini kurtarmak adına tüm duyarlı insanların ve çevreci örgütlerin çabaları bile bazı duyumlarımıza göre galiba boşa gidecek ve belki de baraj inşaatı yeniden başlayacak.</p>
<p>Umarız böyle bir şey gerçekleşmez. Bu kadarı ile bile doğa alabildiğince darbe aldı zaten.</p>
<p>Bu yolun üzerinde iki konaklama alanı var. İlki “Doğa Otel” biz, oteli geçiyoruz, amacımız</p>
<p>Fırtına Pansiyon’a ulaşmak ve akşamı orada geçirmek.</p>
<p>Güzel bir akşam yemeğinin ardından mis gibi bir havada çekilen nefis bir uyku sabah erkenden kalkış. Beş yıldızlı otelleri aratamayacak bir kahvaltı sofrası. Uzun zamandır bu kadar güzel bir kahvaltı yapmamıştım.</p>
<p>Kahvaltı sonrası herkes ilgi alanlarına dağıldı. Biz de gazetelerimize daldık.  Öğleye doğru istemeye istemeye vedalaştık. Fındıklıdaki evimize doğru dönüş yolculuğuna başladık.</p>
<p>Sevgiyle ve sağlıkla kalın</p>
<p><em><strong>FOTOGRAFLAR: HÜLYA BİLAL</strong></em></p>
<p><em><strong><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/03/ferda-abla.wmv">ferda abla</a><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/03/ferda-abla.wmv"><img class="alignright size-medium wp-image-466" style="margin: 10px;" title="ferdavideo" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/03/ferdavideo-300x223.jpg" alt="" width="300" height="223" /></a><br />
</strong></em></p>
<blockquote><p><strong><em>&#8216;UNUTMAK OLMAZ-KARADENİZİN SOL DALGALARI&#8217;</em></strong></p>
<p><strong><em> ziyaretlerinden birisi de Ferda abla olmuştu. Yaklaşık dört ay önce  Samsun&#8217;da bir gurup yoldaşımızla beraber Ferda ablayı evinde ziyarete  gittik. </em></strong></p>
<p><strong><em>Üç saatlik bir söyleşi ve bir saatlik kamera çekimi yaptık. Acıları  vardı ve yatakta zorla dikelip konuşabiliyordu. Bizi karşılaması ilginç  oldu: Kahkahalarla &#8220;Ne o Ferda ablanız ölüyo sandınız di mi, bende o göz  var mı?&#8221;  Sonrasında konuştukça açıldı, açıldıkça konuştu.  Hayatıyla, kendisiyle, yaptıklarıyla, yoldaşlarıyla sevimli bir alaycılıkla  &#8216;dalga&#8217; geçiyordu ve sonra yorulup uzandı; vedalaşıp ayrıldık&#8230; </em></strong></p>
<p><strong><em>Yaklaşık bir hafta sonra, Samsun&#8217;da Devrimci Yetmişsekizliler Derneğinin  düzenlediği &#8216;UNUTMAK OLMAZ ETKİNLİĞİ&#8217;nde sahnenin en önünde  oturuyordu. Belli ki çok zorlanarak gelmişti ve gecenin sonuna kadar da  kaldı. </em></strong></p>
<p><strong><em>Perdede Ferda ablanın görüntüsü çıktığında salondaki tüm yoldaşları  ayakta alkışladılar. Ayağa kalkıp salonu selamladı, ağlıyordu&#8230; </em></strong></p>
<p><strong><em>Etkinlik  sonrasında daha fazla kalamayacağını söyledi ve tek tek herkesle  vedalaştı. </em></strong></p>
<p><strong><em>Kapıdan çıkarken  &#8221;belki bir daha görüşemeyiz, bu akşam çok  mutluyum, bütün arkadaşlarıma sevgilerimi söyleyin&#8221; derken gözlerine  bakamadım, ağlamaya devam ediyordu&#8230;.”</em></strong></p>
<p><strong><em><br />
26.11.2009  İstanbul  Şenol MORGÜL- Emin ŞİR</em></strong></p></blockquote>
<p style="text-align: right;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.memleketmektubu.com/2010/03/414/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
<enclosure url="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/03/ferda-abla.wmv" length="1947408" type="video/x-ms-wmv" />
		</item>
		<item>
		<title>Alaçamlılar buluştu</title>
		<link>http://www.memleketmektubu.com/2010/03/alacamlilar-bir-aradaydilar/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=alacamlilar-bir-aradaydilar</link>
		<comments>http://www.memleketmektubu.com/2010/03/alacamlilar-bir-aradaydilar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 12:32:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.memleketmektubu.com/?p=453</guid>
		<description><![CDATA[M.Rebii Özdemir
/23 Mart 2010 Salı/

Önceki akşam Samsun Öğretmenevinde, 2. kez Alaçamlılar buluşmasını düzenledik. Emin Kırbıyık, Zergün Deliorman Demirci, Şakir Demirci, Fatma Çetin ve ben çok kısa bir zaman çerçevesinde Alaçamlıları bir araya getirmeyi başardık. Bu konuda herkes üzerine düşen görevini yerine getirmek için çabaladı ve sonunda mutlu bir tablo ortaya çıktı. Daha çok Samsun&#8221;da yaşayan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2>M.Rebii Özdemir</h2>
<p>/23 Mart 2010 Salı/</p>
<p><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/03/mehmetRebii1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-454" style="margin: 10px;" title="mehmetRebii1" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/03/mehmetRebii1.jpg" alt="" width="384" height="307" /></a></p>
<p>Önceki akşam Samsun Öğretmenevinde, 2. kez Alaçamlılar buluşmasını düzenledik. Emin Kırbıyık, Zergün Deliorman Demirci, Şakir Demirci, Fatma Çetin ve ben çok kısa bir zaman çerçevesinde Alaçamlıları bir araya getirmeyi başardık. Bu konuda herkes üzerine düşen görevini yerine getirmek için çabaladı ve sonunda mutlu bir tablo ortaya çıktı. Daha çok Samsun&#8221;da yaşayan Alaçamlıların bir araya geldiği gecede Alaçam&#8221;dan bizi yalnız bırakmayarak onurlandıran Alaçam Etyemez Köyü Muhtarı Vedat Anarat, Yukarısoğukçam Köyü Muhtarı Erol Yaman, Alaçam Muhtarlar Derneği Başkanı ve Yeniköy Köyü muhtarı Nail Er, Alaçam Yeni Cami Mahallesi Muhtarı Mümin Cengiz bir sözümüz iki etmeyerek bizlerle birlikte oldular. Alaçamlılar buluşmasının önemli konukları arasında OMÜ Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Akan, OMÜ Alaçam Posta Lojistik Meslek Yüksekokulu okul sekreteri Mustafa Korkmaz, Öğretim görevlileri Ünzile Yılmaz ile Şenol Doğan&#8221;da bizleri ayrıca mutlu ettiler. Gecemizde güzel Alaçam&#8221;ımız için ekonomik yaşamına destek verecek olan OMÜ Alaçam Posta Lojistik Meslek Yüksekokulunun yaşama geçirilmesi için desteklerini esirgemeyen ve çalışmaların hızlandırılması aşamasında ellerinden geleni ardına koymayan OMÜ Rektörü Prof.Dr. Akan, Alaçamlılara hitaben şöyle konuştu: “ sizlere bir aksilik olmazsa Eylül ayında okulumuzun açılıp öğrenci alımına başlayacağının garantisini ve sözünü vermek istiyorum. Bu konuda yalnızca bizim üniversite olarak bir şeyler yapmamız da yetmiyor. Sizlerinde ellerini taşın altına koymanız gerekiyor. Samsun&#8221;da yaşayan çok Alaçam&#8221;lı olduğunu biliyorum. Onlarında bu işe ön ayak olacaklarını ve maddi desteklerini ilçelerinin geleceği için esirgemeyeceğini çok iyi biliyorum. Şimdiye kadar yapıla yardımlarla epey yol aldık. Bundan sonrası içinde boş durmayarak çalışırsak okulumuz Eylül ayında öğrenci alımına başlayacaktır. PTT Genel Müdürü Osman Tural&#8221;da okulumuzdan mezun olan gençlerimizin derhal PTT Genel Müdürlüğü bünyesinde istihdam edeceklerinin sözünü vermişti. İş garantisi olan bir bölüm bence kesinlikle tercih edilmelidir diyerek konuşmasını bitirdi.” Rektör&#8221;ün konuşmasının ardından OMÜ Alaçam Posta Lojistik Meslek Yüksekokulu Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı olan Alaçam Etyemez Köyü Muhtarı Vedat Anarat&#8221;da söz alarak şunları söyledi: “Rektörümüzün söylemleri üzerine fazla söze hacet yok kesinlikle Samsun&#8221;da olsun diğer illerimizde olsun nerde olurlarsa olsunlar OMÜ Alaçam Posta Lojistik meslek Yüksekokulumuzun inşaatının ve iç donanımın tamamlanması için bize maddi destekleri gerekmektedir. Bu gücümüzü kullanmalıyız. Herkes bir diğer arkadaşına bu taleplerimizi ulaştırmalıdır” dedi.</p>
<p><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/03/mehmetRebii2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-464" style="margin: 10px;" title="mehmetRebii2" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/03/mehmetRebii2-300x240.jpg" alt="" width="384" height="307" /></a>Gecede bir önemli mesaj daha yayınlandı. Alaçam&#8221;lı emekli öğretmenlerimizden Hakkı Varoğlu, “İlçemizden gelip Samsun&#8221;da yaşayan binlerce Alaçam&#8221;lı hemşerimiz var. Bunu çok iyi biliyoruz. Bu nedenle bir araya gelmemiz gerektiğini düşündük. Bu düşüncemizi hayata geçirmek istiyoruz ve destekleriniz bekliyoruz” dedi. Alaçamlılar Samsun Öğretmenevinde gecenin ilerleyen saatlerinde gönüllerince eğlendiler. Bütün konukların ortak derdi Alaçam&#8221;dı ve Alaçam&#8221;a neler yapılıp da iç göç durdurulabilirdi. Gece boyunca tartışıldı ve bu işe bir dernek çatısı altında devam edilmesi kararı çıktı. Gerçektende mutlu bir ana imza atıldı. Her şeyden önce Alaçam adına ileriye doğru bir adım atıldı. Bu adımdan artık geriye dönülmesi imkansız aksi takdirde her şey kangren olur ve Alaçam&#8221;ın kolu bacağı kesilir Alaçam haritadan silinir gider. Bunun olmaması için buradan tüm Alaçam&#8221;lı bürokratlara, kamuda yada özelde çalışan herkese istisnasız ellerinde ne kadar güçleri varsa kullanarak yapılan duvara bir taşta siz koyun diyorum. Buradan Alaçam&#8221;ın öz evlatlarından ve elinde imkanları olduğunu düşündüğümüz Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Kenan Şara&#8221;nın okulumun ihtiyaçlarına duyarsız kalacağını düşünemiyorum. Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir&#8221;in, oy aldığı seçmenlerinin ilçesinde yapılacak okula maddi yarım konusunda duyarsız kalacağını düşünemiyorum, düşünmekte istemiyorum. Daha nice bürokratlar çalışan şirket sahipleri ellerinden geleni artlarına koymayacaklardır. Bu konuda bizzat hem Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Kenan Şara&#8221;ya, hem Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir&#8221;e, hem de aklıma gelecek olan diğer tüm bürokratlarımıza bize destek olmaları için mektuplar yazmaya karar verdim. Umarım hepsinden de yanıt alırız da bir an önce okulumuz açılır ve sonuca ulaşırız. Şimdi yazımız farklı bir boyuta çekmek istiyorum. Öğretmenevinde bir arkadaşımız elindeki haber kupürünü uzattı bana ve okuyup değerlendirmemi istedi. Ben de okudum ve değerlendirmemi yaptım. Her şeyden önce gazetede açıklamayı yapan benim köylüm ve Alaçam&#8221;da esnaf olan Şaban Ayçil&#8221;dir. Şimdi yazacağım satırlara belki de çok kızacak ama söylemeden de edemeyeceğim. İl Özel İdaresinden alınan yada alınması gereken 100. 000.00.TL yardımı abisi olan Fikri Ayçil şimdiye kadar almıştı da bitince tekrar yeni yardım isteyip almıştı. Bu konuda en azından ben böyle düşünüyorum. Kimse kusura bakmasın. Şimdi devam etmek istiyorum habere karşı yorumlarıma. Haber&#8221;de AKP Alaçam İl Genel Meclisi sıfatıyla saygı değer köylüm Şaban Ayçil yaptığı açıklamasında şunları söylemiş. Benim için en önemli yanı da bu. Haberdeki Şaban Ayçil&#8221;in ifadesi aynen şöyle “ Okulun Tadilatıyla ilgilenen AK Parti Alaçam İl Genel Meclis Üyesi Şaban Ayçil, Meslek Yüksekokulunun eğitime açılmaması için çeşitli çevrelerden kendilerine baskılar yapıldığını savundu” ifade aynen böyle sevgili okurlarım. Ben şimdi hemen Şaban Ayçil&#8221;e soruyorum sayın İl Genel Meclisi Üyesi Şaban Ayçil, ben sizden böyle bir açıklama beklemezdim. Size baskı yapan çevreleri hemen basın yayın yoluyla afişe etmenizi beklerdim. Bu konuda neden açıklama yapmadığınızı anlayabilmiş değilim. Ve şimdi sizden bu size baskı yapan grupları hemen afişe etmenizi istiyorum. Çünkü bu okul kimsenin politik malzemesi olamaz. Olmamalı!. Olduğu takdirde kimse bir adım yol alamaz. Alamadığı gibi de yapılacak olan her türlü işler şirazesinden çıkar başka bir boyuta gider. Bence sayın Şaban Ayçil açıklamalarınızı bir partinin il genel meclisi üyesi olarak değil de Şaban Ayçil olarak yaptığınızda daha da olumlu tepkiler alırdınız. Ben yıllardır yazıyorum ve çiziyorum her türlü çalışmanın içinde bulundum siyasi bir yanımı kesinlikle çalışmalarımın içerisine katmadım. Aksine bu çalışmamızın apolitik olması gerektiğini defalarca kez altını kalın çizgiyle çizerek vurguladım. Şimdi böyle bir haberi okuduğumda çok şaşırmadım dersem yalan olur. Bu işin ucundan kim tutarsa tutsun politik kimliğini kesinlikle kullanmamalıydı. Politik kimlikler kullanıldığı sürece elini taşın altına koyan herkes elini taşın altından çekecektir. Ve sonuçta etrafa istenmeyen kötü kokular yayılacaktır. İlçemizin İl Genel Meclisi Üyesi Şaban Ayçil&#8221;den, hassaten rica ediyorum kendisine engel olan ve baskı yapan çevreleri alenen bize açıklamalı. Sonuçta ilçemiz Alaçam Yüksekokuluna kavuşacak. Baskı yapanları bizde bilirsek eğer kendilerinden neden böyle bir yola başvurduklarını ve amaçlarının neler olduğunu kamuoyuyla paylaşırız. Baskı yapan grupları bize acilen bildirmenizi istiyoruz. Çünkü bizde kendilerini kamuoyuyla paylaşmak için sabırsızlıkla bekliyoruz. Saygılarımla!&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.memleketmektubu.com/2010/03/alacamlilar-bir-aradaydilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇEŞME MAHALLESİ…</title>
		<link>http://www.memleketmektubu.com/2010/02/cocuklugumun-cesme-mahallesi%e2%80%a6/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=cocuklugumun-cesme-mahallesi%25e2%2580%25a6</link>
		<comments>http://www.memleketmektubu.com/2010/02/cocuklugumun-cesme-mahallesi%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 14:20:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[MAHALLE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.memleketmektubu.com/?p=405</guid>
		<description><![CDATA[
Benim ÇEŞME Mahallem çok güzeldi, çok. Halen çok güzel…
Unuttuğum bir sürü kişi vardır. Kusura bakmasınlar. Ben herkesi çok sevdim. Ama yukarıda isimlerini verdiklerimden ve veremediklerimden bir çoğu hayatta değil. Ölenlere Allah’tan rahmet, sağ olanlara, sağlık ve güzellikler diliyorum…
 
Nihat OKUMUŞ
3. Çeşme Sokağın İnat Kafir’i
Yıl 1955 ve ben 5 yaşındaydım. Kamyon evin önüne gelmiş eşyalar yükleniyordu.
Dayımlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/02/bizimev.jpg"><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/02/bizimev.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-406" title="bizimev" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/02/bizimev.jpg" alt="" width="600" height="250" /></a><img class="aligncenter size-full wp-image-406" style="margin: 5px;" title="bizimev" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2010/02/bizimev.jpg" alt="" width="600" height="250" /></a></p>
<p><em><strong>Benim ÇEŞME Mahallem çok güzeldi, çok. Halen çok güzel…</strong></em></p>
<p><em><strong>Unuttuğum bir sürü kişi vardır. Kusura bakmasınlar. Ben herkesi çok sevdim. Ama yukarıda isimlerini verdiklerimden ve veremediklerimden bir çoğu hayatta değil. Ölenlere Allah’tan rahmet, sağ olanlara, sağlık ve güzellikler diliyorum…</strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<h4><em>Nihat OKUMUŞ</em></h4>
<h5><em>3. Çeşme Sokağın İnat Kafir’i</em></h5>
<p>Yıl 1955 ve ben 5 yaşındaydım. Kamyon evin önüne gelmiş eşyalar yükleniyordu.</p>
<p>Dayımlar Ankara’ya taşınıyorlardı.</p>
<p>Kamyon gittikten sonra evdeki yalnızlığı fark ettim. Koca ev sanki bomboş kalmıştı. Salih, Mehmet, Mustafa, Dayım, yengem artık yoklardı. Artık evde arkadaşımda kalmamıştı…</p>
<p>Çocukluğumdan hatırladığım ilk olay bu idi. Sanki daha önceki 5 yılı hiç yaşamamışım gibi. Sanki bomboş bir 5 yıl. Doğumum sanki bu olaydan sonra başlamıştı. Artık evin dışına çıkıyordum… Mahalledeki çocuklarla arkadaşlık ve muhabbet dönemi başlıyordu. Tabii Okul… Merkez İlkokulu… Mücella Hanımın sınıfında 1. sınıfı okudum. 2. sınıftaki Hocam Adil ÇANKAYA idi. 3. sınıfta Gönül hanım, 4. sınıfta ise bir dönem Ahmet PEKCAN, 2. dönem Sabahattin MANDİL sınıf hocalarımızdı. Diplomamı Kamran Hoca’mdan aldım.</p>
<p>Mahallemizde günlerim çok çok keyifli ve eğlenceli geçiyordu. Hemen hemen hergün oyunlar oynuyorduk. Bıkmadan… Usanmadan… Ta ki “ Abiiiii… Yemek yicezzzz” diye bağıran kızkardeşim Behran’ın sesini duyuncaya kadar…</p>
<p>Birkaç dakika daha ter atıp, koşa koşa akşam yemeğine yetişirdik. Rahmetli Babam, Çubuk şarabından bir bardak doldurmuş, yemeğine eşlik ediyordu… Rahmetli annem sobanın üzerindeki Tarhanayı karıştırırken, Ablam (Raziye) da yer sofrasını kuruyordu…</p>
<p>Dayımların Ankara’ya taşınmasından sonra, daha doğrusu benim için hayatın başlamasından sonra  bana verilen ilk görev, Babamın akşam şarabını almaktı. Bir gün önce boşalan Çubuk Şarabının şişesini Zenbile* koyar, uçarcasına Muzaffer Amcanın şarapçı dükkanına gider, dolu şişeyi alır, yine aynı hızla eve gelirdim. Bu artık benim hergün yapmam gereken asli görevimdi. Seve seve yapıyordum. Taki 5 Haziran 1960 gününe kadar.</p>
<p>Babam rahatsızlanmış, tedavi için hastaneye götürülmüş, ancak Bafra Hastanesinden ölüsü gelmişti… Hükümetin Köy Katibi Mehmet OKUMUŞ ( İbiş’in Memet) artık yoktu… Beni FB’li yapan Necati Abim bir köşede kendini tutamadan ağlamaktaydı…Muharrem abi aynı şekilde…</p>
<p>Meğerse ben onu getirdiğim şaraplarla zehirlemişim de haberim yok…Kurban Bayramının ilk günü defnetmiştik. Çeşme mahallesinin 3. Çeşme sokağında büyük bir hüzün vardı. Sokak buruk bir Bayram yaşıyordu… Kapı üstündeki tabelasında 23/A yazan bizim evde ise  feryat-figan…</p>
<p>Çok geçmedi. Alışmıştık Babasızlığa… Çeşme mahallemiz, Komşularımız, insanlarımız her acının en iyi ilacıydı…Tek tesellim arkadaşlarım ve Mahalleli idi. Kimler yoktu ki mahallede…</p>
<p>Bitişik komşumuz Ali (Deli Ali) Eniştemler, teyzemler, Bahriye ablam, Naim abim, Saim…. Karşı komşularımız Fırıncı Ahmet ve Şöför Bayram ağabeyler…</p>
<p>Bayram ağabeyin kamyonu vardı. Mahallenin bütün çocuklarını atardı arkaya. Dolaştırırdı bizi. Biz çocuklar sevinçle bağırırdık…</p>
<p>“ Şöför abi yavaş, Alaçam’ı dolaş..” Her şey için teşekkürler Bayram Abi…</p>
<p>Ünzüle yengenin kadayıfları ile Safiye teyzemin börekleri nasıl unutulur?</p>
<p>Evimizin çaprazında Selim ağabeyler…</p>
<p>“ Selim, Şükriye, Vural,</p>
<p>Kemal, Şenol, Huriye,</p>
<p>Songül, Güllü, Saliha,</p>
<p>Alakız, Kırık, Paytak.”</p>
<p>Selim Kartal ailesini bu dörtlüğe işlemiştik.</p>
<p>Fırıncı Faruk ağabeyler… Hemen üstlerinde Selahattin (İspirli) ağabeyler otururdu. Sengül abla, Sevim Abla… Yan binada Hafız Dayımlar. Daha yukarıda Hüseyin (Yiğit) ağabeyler ve Şakir (Çolak Şakir) ağabeyler.</p>
<p>Molotoflar nasıl unutulur? Gülsüm Abla… Şahin… Fırında az mı hamur mayaladık? Az mı pide ve ekmek yaptık? Selahattin ağabeyler ( Sümüklü Selahattin)… Kole Mehmet, Koreli Şükrü…</p>
<p>Naile yenge’ler (Terzi Mümin’in hanımı)… En çok sevdiğim şey, armutlar olduğunda, rüzgarın çıkmasını beklemek ve Naile yenge’den habersiz düşenleri alıp kaçmak… İsmail (Kocaman) abi… Seni unutmak mümkün mü?  Az mı pantolon ütüledik senle… Paçalarına teğel atmadığımız pantolon var mı Alaçam’da?</p>
<p>Sonra, Tenekeciler…</p>
<p>Yahya ağabeyler… Ahmet ağabeyler… Tevfik ağabeyler…</p>
<p>Hikmet, İsmet, Niymet, Kıymet… Mehmet (Kaçamak)… Mahallemizin en güzel kızlarından Leyla…</p>
<p>Dudu’lar (Duygu)… Niyazi ağabeyimiz, Habbe (Habibe) ablamız… İbrahim amcalar…İsmailler, Kemaller…</p>
<p>En yukarıda Aziz Çavuşlar… Yusuf Kemal’ler… Çeşmenin solunda Şerif ağabeyler ( kurtlu Şerif)… Guru’nun Hasanlar… Çağlar abi, Mustafa ( folluk), Hüseyin, Feridun… Aytül Ablamız…</p>
<p>Tanker Dursun nasıl unutulur? Çeşme mahallesinin gururu Alaçam’ın herkülü…</p>
<p>Herkes ama herkes bize Babasızlığımızı unutturan mükemmel insanlardı… Artık onlarda ailemizin parçalarıydı…</p>
<p>Mahalle de en çok oynadığımız oyun, Enek (Bilye-misket)… Enek’ine veya Hayvanatına ** oynardık.Tabii bunu en iyi oynayanları başında Vural ve Zeki gelirdi… Zeki solak olmasına rağmen çoğu zaman 12 den vururdu. Ben de fena sayılmazdım. Evin içinde biraderle (Murat) habire enek oynardık. Ve de habire tokatlardım garibanı… Enek oynayıp, o yılları hatırlayıp da;</p>
<p>Pasko</p>
<p>Pıtını gıstır</p>
<p>Eligızı</p>
<p>İğne iplik benden</p>
<p>Garış 1 vuruş 2</p>
<p>cümlelerini hatırlamayan olamaz…</p>
<p>Karton kutu sigaraların borsası sanırım Türkiye’de ilk kez Çeşme mahallesinde kurulmuştu. İsimli üst kapakları için ne oyunlar oynardık. Değerleri ise;</p>
<p>Kulüp                        20</p>
<p>Gelincik            100</p>
<p>Yenice                        200</p>
<p>Yeni Harman            500</p>
<p>Bahar                        1000</p>
<p>Yaka                        5000</p>
<p>Boğaziçi            10000</p>
<p>Çocuk aklımızla, en çok bulunan ile en az bulunan arasındaki farkı yakalamışız…</p>
<p>Çember çevirirdik, bozanak ( topaç) çevirirdik… Bozanak çevirmek için en ideal yer Kahveci Kadir ağabeyin dükkanının önüydü. Oradaki ince asfalt, en iyi çevirme yerimizdi. Bozanağı çoğu zaman çam kozalaklarından yapardık. En iyisini ise tahtadan Ahmet (Köy) ağabeyimiz</p>
<p>Oğlu Mehmet’e (Kaçamak) yapardı.</p>
<p>Selahattin ağabeyimiz (İspirli), değil mahallenin, belki de Alaçam’ın en iyi çelik-çomak oynayanı idi. Saymaya başladığı zaman kimse yetişemezdi… 12-24-36-48-60-72… giderdi.</p>
<p>Hasan abim (Yiğit) mahallenin rüzgarıydı sanki. Namı Fırtıl , kendisi fırtına idi…</p>
<p>Bahar gelip, Uluçay sellendiğinde, çayiçinde çimeceğimiz günlerin yaklaştığını hissederdik. Havalar ısınıp ta ne zaman çayda çimsem; akşamı rahmetli annemden dayağı yerdim.  Niye çimdin?” diye… Her seferinde anlardı rahmetli. Meğerse atleti ters giyermişim.</p>
<p>En son 2004 yılında Çeşme mahallemin sokaklarında geçerken, ayaklarımın titrediğini hissettim. Etrafıma baktığımda ne enek oynayan çocuklar, ne çember çevirenler, ne de teksas, tommiks okuyanlar vardı. Çocuklar oynamıyorlardı ki!</p>
<p>Sanırım onların da oyunlarını bizler çalarak 7-8 yıl yaşadığım çocukluğumu sanki 70 yıl çocukmuşum gibi yaşadım. Ne mutlu bana…</p>
<p>Benim ÇEŞME Mahallem çok güzeldi, çok. Halen çok güzel…</p>
<p>Unuttuğum bir sürü kişi vardır. Kusura bakmasınlar. Ben herkesi çok sevdim. Ama yukarıda isimlerini verdiklerimden ve veremediklerimden bir çoğu hayatta değil. Ölenlere Allah’tan rahmet, sağ olanlara, sağlık ve güzellikler diliyorum…</p>
<p>Zenbil : Hasırdan yapılmış bir çeşit çanta.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.memleketmektubu.com/2010/02/cocuklugumun-cesme-mahallesi%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İndirmek istediğiniz mektup için üzerine tıklayın</title>
		<link>http://www.memleketmektubu.com/2010/02/indirmek-istediginiz-pdf-icin-ikona-tiklayin/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=indirmek-istediginiz-pdf-icin-ikona-tiklayin</link>
		<comments>http://www.memleketmektubu.com/2010/02/indirmek-istediginiz-pdf-icin-ikona-tiklayin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2010 13:27:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[ARŞİV]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.memleketmektubu.com/?p=364</guid>
		<description><![CDATA[Kuzeyde tütün memleket mektubuna kolay ulaşabilmeniz için, yeni ve eski mektupları PDF formatında hazırlandık. Bu yüzden mektupları okuyabilmek için Adobe Acrobat Reader uygulamasına ihtiyaç duyacaksınız. Ücretsiz bir yazılım olan Acrobat Reader&#8217;ı bilgisayarınıza kurabilmek için alttaki linki tıklayabilirsiniz!
http://get.adobe.com/reader/

















































Herhangi bir sorunla karşıladığınızda memleketmektubu@gmail.com adresine mail gönderebilirsiniz



]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kuzeyde tütün memleket mektubuna kolay ulaşabilmeniz için, yeni ve eski mektupları PDF formatında hazırlandık. Bu yüzden mektupları okuyabilmek için Adobe Acrobat Reader uygulamasına ihtiyaç duyacaksınız. Ücretsiz bir yazılım olan Acrobat Reader&#8217;ı bilgisayarınıza kurabilmek için alttaki linki tıklayabilirsiniz!</p>
<p><a href="http://get.adobe.com/reader/">http://get.adobe.com/reader/</a></p>
<p><a href="../wp-content/uploads/2010/02/arsivimage2010.jpg"><img title="arsivimage2010" src="../wp-content/uploads/2010/02/arsivimage2010.jpg" alt="" width="600" height="250" /></a></p>
<table style="height: 524px;" border="0" width="428">
<tbody>
<tr>
<td width="24%"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT01.jpg" alt="" /></td>
<td width="24%"><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT02.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT02.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
<td width="25%"><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT03.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT03.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
<td width="27%"><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT04.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT04.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT05.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT05.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
<td><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT06.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT06.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
<td><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT07.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT07.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
<td><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT08.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT08.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT09.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT09.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
<td><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT10.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT10.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
<td><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT11.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT11.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
<td><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT12.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT12.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="4"></td>
</tr>
<tr>
<td><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT13.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT13.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
<td><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT14.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT14.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
<td><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT15.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT15.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
<td><a href="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT16.pdf"><img src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/ArsivPDF/KT16.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="4"></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="4"></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="4">Herhangi bir sorunla karşıladığınızda memleketmektubu@gmail.com adresine mail gönderebilirsiniz</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.memleketmektubu.com/2010/02/indirmek-istediginiz-pdf-icin-ikona-tiklayin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>16. mektup</title>
		<link>http://www.memleketmektubu.com/2009/12/16-mektup/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=16-mektup</link>
		<comments>http://www.memleketmektubu.com/2009/12/16-mektup/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 16:37:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[DEFTER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.memleketmektubu.com/?p=343</guid>
		<description><![CDATA[
GERİYE NE KALDI!
binalar da insanlar gibi göçüp gidiyor&#8230; yerinde değil hiçbir şey&#8230; bu fotoğrafa bakan 80’li yıllarda doğan biri -ki alaçamlı- buranın alaçam olduğuna inanmaz&#8230; eski belediye binası ve parkı..
ve kentin tarihi fotoğraflarda kalmış sanki&#8230;
O kadar uzak&#8230;
aziz dostum,
yine yeni bir mektup&#8230;
bir seneden fazla bir zamandır, ne sesimiz çıktı ne birbirimizden haberimiz oldu&#8230; elimizden geldiğince aklımızdan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-348 alignright" style="margin: 10px;" title="16-mektupkapak" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2009/12/16-mektupkapak1.jpg" alt="16-mektupkapak" width="357" height="500" /></p>
<h3>GERİYE NE KALDI!</h3>
<blockquote><p>binalar da insanlar gibi göçüp gidiyor&#8230; yerinde değil hiçbir şey&#8230; bu fotoğrafa bakan 80’li yıllarda doğan biri -ki alaçamlı- buranın alaçam olduğuna inanmaz&#8230; eski belediye binası ve parkı..<br />
ve kentin tarihi fotoğraflarda kalmış sanki&#8230;</p>
<p>O kadar uzak&#8230;</p>
<p>aziz dostum,<br />
yine yeni bir mektup&#8230;<br />
bir seneden fazla bir zamandır, ne sesimiz çıktı ne birbirimizden haberimiz oldu&#8230; elimizden geldiğince aklımızdan çıkarmadık memleketi&#8230; biz memlekete ne kadar yakın dursak, memleket bizden uzaklaşıyor&#8230; niye bilmem! elimizden geldiğince memleketi ve memleketdekileri düşünüp duruyoruz&#8230; belki de memlekettekilerden daha çok&#8230; memleketimizi çok seviyoruz bunun nedeni&#8230;<br />
memleketin havasını, suyunu, insanlarını yaşıyoruz gurbette&#8230; iki kişi bir araya gelmiyelim, hemen başlıyoruz bizim oraların sorunlarını konuşmaya&#8230; memleketin dertlerini taşımak&#8230; bizimkisi&#8230;<br />
sorunlarımız yok da ondan mı memleketin sorunlarını dert ediyoruz?<br />
çünkü bizim sorunlarımız memleketin sorunlarından ayrı değil onun için&#8230; geçim derdi memleketin sorunlarından ayrı değil&#8230; çevremizde yaşanan onca olumsuzluk ta&#8230; geçim derdinin çözümü memlekettekilerin dertlerinin çözümüyle mümkün&#8230; herşeyi bırakıp dönmekle çözülmeyecek tabi bunlar, çözüm; bilgiyle, görgüyle olacaktır&#8230;<br />
yıllar önce konuştuklarımızı şimdi birileri yapıyor&#8230; biz yine konuşuyoruz bu mektuplarda, bu sayfalarda, ulaşsın istiyoruz dostlarımıza&#8230;<br />
konuşuyoruz, öneriyoruz&#8230;<br />
Hadi büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden&#8230;</p></blockquote>
<p><strong><em>Her sevda</em></strong></p>
<p><strong><em>Her sevda başlangıçtır bir yenisine<br />
Öteki başkaldırır daha bitmeden biri<br />
Biz isteyelim istemeyelim sürüp gider böylece.</em></strong></p>
<p><strong><em>Baksak ki unutmuşuz günün birinde her şeyi<br />
Ne o sevdalar, ne ölümsüz sözler kalmış<br />
Toplasak toplasak hepsini işte<br />
Onca sevda bir sevdayı yaratmış<br />
Döner durur başımızın üstünde<br />
Gözlerden ağızlardan saçlardan<br />
Ellerden omuzlardan yapılmış bir hâle.</em></strong></p>
<p><strong><em>Ve çınlar herbiri bir silahın yankısı gibi<br />
Bir yaşam boyu biz tetiği çektikçe.</em></strong></p>
<p><strong><em>Edip Cansever</em></strong></p>
<blockquote><p>kuzeyde tütün<br />
Memleket Mektubu</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.memleketmektubu.com/2009/12/16-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Belki bir duyan olur diye&#8230;</title>
		<link>http://www.memleketmektubu.com/2009/12/belki-bir-duyan-olur-diye/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=belki-bir-duyan-olur-diye</link>
		<comments>http://www.memleketmektubu.com/2009/12/belki-bir-duyan-olur-diye/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 16:26:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[MAHALLE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.memleketmektubu.com/?p=335</guid>
		<description><![CDATA[Yoğurdun, sütün, peynirin, tavuğun ve hatta hamurun ‘hazır’ı mı olur canımmm… diye geçiriyorduk aklımızdan… ‘Kapitalizm’ diye bildiğimiz o ‘vahşi’ şey henüz ilçemize uğramamıştı… ürettiklerimiz ‘meta’, çarşı hayatımız bir ‘pazar’a dönüşmemişti… bir tür “al tavuğu ver deterjanı” ya da “helva ekmeği ye yumurtayla öde” dönemi yaşıyorduk… Halkevinde bilinçlenmiş ağabeyler buna ‘feodal toplum’ diyorlardı… benim aklım o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Yoğurdun, sütün, peynirin, tavuğun ve hatta hamurun ‘hazır’ı mı olur canımmm… diye geçiriyorduk aklımızdan… ‘Kapitalizm’ diye bildiğimiz o ‘vahşi’ şey henüz ilçemize uğramamıştı… ürettiklerimiz ‘meta’, çarşı hayatımız bir ‘pazar’a dönüşmemişti… bir tür “al tavuğu ver deterjanı” ya da “helva ekmeği ye yumurtayla öde” dönemi yaşıyorduk… Halkevinde bilinçlenmiş ağabeyler buna ‘feodal toplum’ diyorlardı… benim aklım o kadarına yetmiyordu… derken ilçede bir market açıldı… hikayemizde  işte böyle başladı…</em></strong></p>
<h4><em>- ÖZGÜR BAŞAR V. -</em></h4>
<p>Sıcak bir gündü&#8230; bugün Şerafettin amcanın ve Fahmi amcanın sırt sırta vermiş kasap dükkanlarının olduğu bina yoktu&#8230; orada gazeteci Salim’in camekanlı küçük dükkanı hemen yanında adını hatırlamakta zorlandığım oğlu Hüseyin ağabeyi hayal meyal hatırlayabildiğim bir bakkal amca  vardı… belediyenin yanında Uyarlar’ın yaptığı bina da yoktu… belediyeye emanet yaslanmış bir barakacık görünümündeydi Ziraat Odası&#8230; camiyle Ziraat Odası’nın arasında mavi demirli bir park&#8230; Ziraat Bankası’nın yanındaki cami ile Aykaçlar’ın benzinliği arasında tek katlı tek sıralı dükkanlar vardı&#8230; Mustafa Arlının tuhafiye dükkanı&#8230; Uncu Oruç amca&#8230; ilk aklıma gelenler..</p>
<p style="text-align: center;">
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-336" style="margin: 10px;" title="16-eskibelediye" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2009/12/16-eskibelediye.jpg" alt="16-eskibelediye" width="562" height="357" />Bunları niye anlatıyorum&#8230; şu yüzden &#8230; uzun zaman sonra şu memleket mektuplarının şahsım üzerinde yarattığı ruh halinden de yararlanıp Alaçam’a gittim&#8230; amacım ilçemizdeki eski Rum evlerini fotoğraşamak, belgelemek ve eğer mümkün olursa ‘dünya kültür mirasının korunması’ ile ilgili uluslararası fonlardan kaynak bulabilmek için bir girişimde bulunan değerli hemşerilerime  yardımcı olabilmekti&#8230; ne kadar çok insan el atarsa o kadar kolaylaşır her şey diye düşündüm&#8230; Hem böylece işsizliğin ve yoksulluğun belini büktüğü  insanlarımız için belki de  küçük bir umut ışığı yakılmış olacaktı&#8230; o heyecanla sivri tepenin eteğindeki evimizin balkonuna çıktım önce çıplak gözle ve hatta göremeyince dürbünle, Çakaltepesi’nden başlayıp Goymat, Çeşme mahallesi ve Çömlek mahalleyi şöyle bir gözden geçirdim&#8230; ve gördüklerime inanamadım&#8230; bizim eski Rum evleri, köşkler, konaklar gitmiş, yerlerine betondan şekilsiz yeni binalar yapılmıştı&#8230; ilçemizi bir ‘kent dokusu’yla niteleyebilecek miras çoktan yok olmuş, tek tük kalan Rum evleri beton yığını içinde seçilemez olmuştu&#8230; içim acıdı&#8230; Alaçam’a gittiğimde insanların yüzlerinden bakışlarından edindiğim çaresizlik hissi ağır bir külçe gibi oturdu yerleşti içime&#8230; yalan yok, bayağı bi sinirlendim&#8230; bir iki küfür ettim sağa sola&#8230; Sonra; ‘benim sağlığımda yiyin olumm’ diyen amcamın sözleri geldi aklıma&#8230;  neden bütün iyilik  halimiz yemek ve içmek üzerine kurulu ki bizim&#8230; yani yemeye içmeye karşı bir insan değilim elbette ve hatta severim de bu işleri ama&#8230; neden her şeyimiz bunun üzerine kurulu olsun ki&#8230; neden Alaçam’a geldiğimiz ilk andan itibaren sabahın onbiri, öğlenin sıcağı ya da akşamın bilmem kaçı demeden hemen içki masasına davet ediliyoruz ki&#8230; çok mu matah bişey bu&#8230; birbirimize sunabileceğimiz tek ‘güzellik’ bu mu kaldı&#8230; ne zaman bu ‘yiyicilik’ten kurtulup üretmeye, var etmeye, daha iyisini yaratmaya, hadi onu da geçtim en azından varolanı korumaya döneceğiz yüzümüzü&#8230; bunu becerebilsek, içtiğimiz bir kadeh rakı daha bir tatlı olmaz mı?..<br />
koruyamıyoruz işte&#8230; evlerimizi&#8230; mahallemizi&#8230; gözlerimizin önünde aşınan, eriyip giden insanlarımızı&#8230; çoktan kabullenilmiş bir yok oluş gibi&#8230; mahcup ve sessizce seyrederek&#8230; bu yok oluşun acısını hafifletmek için her gün her gece içerek&#8230; bedenimizi, beynimizi uyuşturup yattığımız bu ölüm uykusu&#8230; kendimizi bile koruyamıyoruz işte&#8230;</p>
<p>Sevdiğine kavuşamayınca susan insanlardan bahseder söylenceler&#8230; bir ömür konuşmayan insanlardan&#8230; ‘lal’ olur insanın dili&#8230; kör olur gözü&#8230; bir daha asla görmez, konuşmaz&#8230; kendini değil diğerlerini cezalandırır susan&#8230; taş olsan çatlarsın ‘lal’ olanın inadından&#8230; ama saygı da duyarsın&#8230; senin bildiğinden daha başka&#8230; senin algılayabildiğinden daha derin&#8230; senin hissettiğinden daha güçlü bir aşk vardır, görürsün&#8230; ‘vazgeç bu inadından artık’ da desen; her şeyi daha anlamlı kılanın, bu inadı sahiplenmek olduğunu da bilirsin&#8230;<br />
Onu size anlatamam&#8230; aktaramam&#8230; kendi inadıyla yaşamış bir yakınım; ‘yaaa sen niye böylesin, niye diğer insanlar gibi yaşamıyosun?’ diye sorduğumda&#8230; ‘Kimse anlamasa da olur&#8230; yaşadıklarım ve inandıklarım  benim için kutsaldır ve de hep öyle kalacak’ demişti&#8230; Yaşam onları ‘inandıklarının’ uzağına taşırken üstelik&#8230;  bir köşede ‘her şeye rağmen’ yaşamaya çalışırken&#8230;  ‘biz’e dair en ufak bir umut yeşermezken toprakta&#8230; herkes kendi suyunda ıslanırken&#8230; son umutta kururken benciliğin ince uzun dallarında&#8230; ‘ben’ olmaya  dönüşemeyenlerin  hazin öyküsünü anlatır rüzgar&#8230; sevdasından ağzı dili lal olmuş inatçı bir ihtiyar yokuşu çıkar sarhoş adımlarla&#8230; gecenin sessizliğine sarılır yatar&#8230; bir yok oluşun acısını hafifletmek için&#8230; ve bilhassa  kimseler duymasın diye&#8230;<br />
Sonra gün yine yeniden doğar&#8230;</p>
<p>Evet&#8230; sıcak bir gündü&#8230; Ziraat Odası’ndan Ahmet amca ve Mustafa amca bir market açmışlardı&#8230; hamurun hazırını&#8230; tavuğun, yoğurdun ambalajlısını ilk orada görmüştük&#8230; sosisle, hazır sucukla ilk orada tanışmıştık&#8230; alışverişi yapar yazdırırdık&#8230; babam maaşı alınca öderdi&#8230; kredi kartı falan yoktu&#8230; bakkalla aramıza banka girmemişti henüz&#8230; güven vardı&#8230; idare vardı&#8230; ‘babam ödeyecek Ahmet amca’ vardı&#8230; ‘canın  sağ olsun yeğenim’ vardı&#8230; ben bu marketi Alaçam’ın gelişmesi için önemli bir adım görmüştüm o zamanlar&#8230; “memleket büyüyor” diye geçirmiştim aklımdan&#8230; çocukluk işte&#8230;</p>
<div id="attachment_338" class="wp-caption alignright" style="width: 404px"><img class="size-full wp-image-338 " title="16-eskievler" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2009/12/16-eskievler.jpg" alt="16-eskievler" width="394" height="400" /><p class="wp-caption-text">Reji meydanı; Tütün kokusunun kentti terketmediği zamanlarda, bu meydanda tütüncüler balya balya tütün indirirlerdi mübayaa zamanı Tekel deposunun önüne... Şimdilerde Kızlan Garajı, Avcılar kulübünün önü... Belki çocukluğumuzda top sahası...</p></div>
<p>Ama şimdi Ahmet amcanın  aramızdan ayrıldığını öğrenince, marketin raşarı arasında gezinen çocukluğuma döndüm aniden &#8230; çakır gözlerine taktığı yakın gözlükleriyle kasanın başında bişeyler yazarken gördüm sanki onu&#8230; açık sözlü dobra bir Çerkez&#8230; sözünü esirgemez&#8230; içten&#8230; dolayımsız&#8230; bizim insanımız&#8230;</p>
<p>Ahh şu bizim bir gözlük kadar insana yakın olamayışımız&#8230; bir cam kadar canlarımızı kollayamamamız&#8230; ne de çoktuk oysa&#8230; ne kadar da çocuktuk&#8230; üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü bu adaletsiz dünyada&#8230;  üç doğru olup, yan yana durup bir yanlışın belini kıramadık&#8230; dağıldık kristal bir vazo gibi asfalta düşünce&#8230; ‘bizim’ olan sokaklar, mahalleler birer birer kayboldu&#8230; birer birer kayboldu insanlarımız&#8230; kendinin uzağına taşındı&#8230; aramız açıldı&#8230; sonra biz kendi sokağımızda bile kaybolur olduk&#8230; oysa ne kadar da çoktuk&#8230; ne kadar da çocuktuk&#8230; bir bisikletin direksiyonunda sallanan market poşetleri gibi dolu dolu&#8230; iç içe ve kardeşçe&#8230;</p>
<p>koruyamıyoruz işte&#8230; evlerimizi&#8230; mahallemizi&#8230; kendimizi bile koruyamıyoruz işte&#8230;</p>
<p>‘zaman insanı tanınmaz hallere sokar’ diyordu düşünür&#8230; ne kadar da haklıymış&#8230; ben bile büyüdüğüm kasabayı, insanlarımızı tanımakta zorlanıyorum&#8230; çıplak gözle bakıyorum olmuyor&#8230; dürbünle bakıyorum&#8230; ne çare&#8230; geçmişte yaşamak, geçmişi yaşatmaya yetmiyor ne yazık ki&#8230; beton binaların arasında sıkışmış birkaç çürük konak gibi sıkışıyor  kalbim&#8230;  yalan yok içim acıyor&#8230; bir iki küfür savuruyorum rasgele&#8230;</p>
<p>sonra susuyorum&#8230;</p>
<p>ne bileyim belki bir duyan olur diye&#8230;</p>
<p><em><strong>AĞUSTOS &#8211; 2007 / istanbul</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.memleketmektubu.com/2009/12/belki-bir-duyan-olur-diye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kızılcık ağacı</title>
		<link>http://www.memleketmektubu.com/2009/12/kizilcik-agaci/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kizilcik-agaci</link>
		<comments>http://www.memleketmektubu.com/2009/12/kizilcik-agaci/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 16:21:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[VESİKA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.memleketmektubu.com/?p=332</guid>
		<description><![CDATA[Alaçam&#8217;daki kızılcık ağacının altındaki altın*
İNSANLAR yaşadıklarını, anılarını anlatmak isterse ya da anlatmak istemezlerse &#8221;Anlatsam roman olur!&#8221; derler.
Kimi anılarını yazar, kitap olur; kimi yazar, lakin yayımlatacak gücü yoktur; kimi de yazmak yerine anlatmayı tercih eder.
Selahattin Özmen, anılarına &#8221;80 Yıla Tanıklık&#8221; adını vermiş, 550 sayfa. Kendisi Mülkiyeli. Maliye müfettişi, özel sektöre geçse de sık sık kamu görevine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><em>Alaçam&#8217;daki kızılcık ağacının altındaki altın*</em></h3>
<p>İNSANLAR yaşadıklarını, anılarını anlatmak isterse ya da anlatmak istemezlerse &#8221;Anlatsam roman olur!&#8221; derler.<br />
Kimi anılarını yazar, kitap olur; kimi yazar, lakin yayımlatacak gücü yoktur; kimi de yazmak yerine anlatmayı tercih eder.<br />
Selahattin Özmen, anılarına &#8221;80 Yıla Tanıklık&#8221; adını vermiş, 550 sayfa. Kendisi Mülkiyeli. Maliye müfettişi, özel sektöre geçse de sık sık kamu görevine çağrılmış, Ordu Yardımlaşma Kurumu&#8217;nun ilk genel müdürü, 50 yıllık çalışma hayatının 40 yılını kamu ve özel sektörde kurucu ve yönetici olarak geçirmiş&#8230;</p>
<p>* * *<img class="alignright size-medium wp-image-333" style="margin: 5px;" title="16-kizilcik" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2009/12/16-kizilcik-300x240.jpg" alt="16-kizilcik" width="338" height="270" /><br />
SELAHATTİN Özmen&#8217;in yaşadığı bir define olayı var ki;<br />
Özmen&#8217;i 1952 yılında Bakanlık staj için yurtdışına gönderir, karayoluyla dönerken Selanik&#8217;e uğrar, Selanik&#8217;te Karadeniz&#8217;den gelen Rumlar vardır, Türkçe konuşmaktadırlar. Bunlardan biri lokantada yanına yaklaşır; Samsun&#8217;un Alaçam kazasından Selanik&#8217;e göçmüşlerdir. Babası, nasıl olsa yine buraya döneriz diye iki teneke dolusu altını, kızılcık ağacının altına gömmüştü.<br />
Karadenizli Rum, Selahattin Özmen&#8217;e anlatır:<br />
&#8221;Evimiz kasabanın yukarılarındaydı, bahçemiz dereye açılırdı, evimiz ile dere arasında kocaman bir kızılcık ağacı vardı. Babam bu ağaç ile evin bahçe kapısını bir düz çizgi ortasına gelen, büyük çukura, iki teneke altını gömdü. Bizim gidip orada altınları bulmamız mümkün ama, gidemiyoruz, gidip arayın bulun, sonra sizinle anlaşırız, sütünüze kalmış.&#8221;<br />
Selahattin Özmen teklifi olumlu karşıladı, bir şartı vardı:<br />
&#8221;Eğer altınları bulursam bunun yarısının Türkiye&#8217;de ödenmesi için elimden geleni yapacağım.&#8221;</p>
<p>* * *<br />
ÖZMEN, seneler sonra Alaçam&#8217;a gitti, belli etmeden bir soruşturma yaptı, kasaba halkı tütüncülükle geçinirdi, yalnız birileri birdenbire zengin olmuştu. Herhalde kaçan Rumların gömdüğü altınları bulmuşlardı!!!<br />
Selahattin Özmen, Selanikli Rumun tarifi üzerine Alaçam&#8217;ı dolaştı, ne Rum mahallesinde bir ev ne de bir kızılcık ağacı vardı.</p>
<h4><em>*27 Ocak 2008 MİLLİYET GAZETESİ HASAN PULUR’un köşesi</em></h4>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.memleketmektubu.com/2009/12/kizilcik-agaci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hafta günü</title>
		<link>http://www.memleketmektubu.com/2009/12/hafta-gunu/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=hafta-gunu</link>
		<comments>http://www.memleketmektubu.com/2009/12/hafta-gunu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 16:16:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[MAHALLE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.memleketmektubu.com/?p=326</guid>
		<description><![CDATA[Nazar eyle nazar eyle 
Gel yanıma pazar eyle 
(Barış Manço) 


- ÇETİN KOŞAR -

İnsanların hayatında her günün ayrı bir yeri ve değeri vardır. Kentli için Pazar günü tatil olması nedeniyle özel bir gündür. Bir hafta boyu aile darmadağınıktır. Çocuklar okula, küçükler yuvaya, ebeveynler işe… Problem olmayan tek gün Pazar’dır. Herkes evde aile bir aradadır.
Bunun gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><em>Nazar eyle nazar eyle </em></h3>
<h3><em>Gel yanıma pazar eyle </em></h3>
<p><em>(Barış Manço) </em></p>
<p><em><br />
</em></p>
<h4><em>- ÇETİN KOŞAR -</em></h4>
<p><img class="alignright size-medium wp-image-327" style="margin: 10px;" title="16-akbulutkoyu_1" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2009/12/16-akbulutkoyu_1-300x199.jpg" alt="16-akbulutkoyu_1" width="300" height="199" /><br />
İnsanların hayatında her günün ayrı bir yeri ve değeri vardır. Kentli için Pazar günü tatil olması nedeniyle özel bir gündür. Bir hafta boyu aile darmadağınıktır. Çocuklar okula, küçükler yuvaya, ebeveynler işe… Problem olmayan tek gün Pazar’dır. Herkes evde aile bir aradadır.<br />
Bunun gibi Pazar günü olmasa da köy halkının da iple çektiği günlerden birisi de Çarşamba günleridir. Aslında bugün, onlar için bir “Pazar” günüdür;<br />
Birçok şeylerini pazarlarlar…<br />
Bütün köylerin halkı, bir hafta boyunca bugün için hazırlık yaparlar. Süt, yoğurt, tereyağı,  yumurta, mevsimlik sebze, meyve, koyun, sığır, tavuk…  Aklınıza ne gelirse… Pazarlayabilecekleri ürünlerini hazırlayıp “denk” yaparlar. O gün geldiğinde, varsa köyün minibüsüyle, traktör römorkuyla yoksa şehirden gelecek ulaşım vasıtasıyla (Bu yüksek köylerde kamyonlardır) günün ilk ışıklarıyla, daha şehirli yatağından çıkmadan çarşı – pazarda yerlerini alırlar.<br />
Her köy için ayrı bir sokak tahsis edilmiştir. Sordanköylülerin yıllarca tezgâh kurdukları sokak şurada görülen (http://img.blogcu.com/uploads/akbulutkoyu_oyalacampazar.jpg) şimdiki adı Önder olan sokaktır.</p>
<p><img class="alignright size-full wp-image-328" title="16-Haftagunu" src="http://www.memleketmektubu.com/wp-content/uploads/2009/12/16-Haftagunu.jpg" alt="16-Haftagunu" width="500" height="321" />Çarşamba günleri köylülerimiz için sadece ürününün pazarlandığı ve ev ihtiyaçlarının (yağ, tuz, çay, şeker vb.) karşılandığı gün değildir. Köyden uzaklaşıp değişik yerler görme günüdür. Özellikle çocukların hevesli çalışmalarını temin için ailenin onlara bir hafta önceden  “Ha gayret yavrum seni pazara götüreceğim” sözünü vermeleri köylü gençler için bir isteklendirme aracıdır.<br />
Görünürde Çarşamba günleri alış-veriş günü olarak değerlendirilmektedir. Ancak, bu günler ticaret günü olmaktan ziyade gizliden gizliye bir sosyalleşme günleridir. “Çoluk &#8211; çocuk” bugünde çarşıya gezip tozmaya gider. “Ununu eleyip eleğini asmışlar” için bir vakit öldürmedir. Ayrıca, uzaklarda olan hısım &#8211; akraba, eş &#8211; dostlarla buluşma görüşme günüdür.<br />
Bugünler, evlilik çağına gelmiş kızlar ve erkeklerin eş bulmalarına, buldukları varsa görüşmelerine yardımcı olduğu günlerdir. Yeni evlenenler, nişanlananlar bu günlerde sık sık pazara götürülerek eşe dosta gösterilirler. Gerek gençlerin birbirlerini görüp beğenmeleri, gerekse ailelerin çocuklarına bir eş beğenmeleri bu günlerde buralarda olur.<br />
“Hafta günü” diye de isimlendirilen Çarşamba günleri erişkin gençler için bir bayram günü, bir “umut kapısıdır”.  Delikanlılar en “fiyakalı” elbiselerini giyip birer ikişer, sokak sokak bütün köy pazarlarını dolaşıp kolaçan ederler. Bazen aynı sokaktan defalarca geçmek zorunda(!) kalan gençler vardır. Ama nafiledir. Oranın köylüsü çok uzaktır… Ya da beğendiklerinin bir sevdiği, ya da abisi vardır. Dövülme olayına şahit olmadım. çünkü bu tarz hareketler saygı kuralları dâhilinde olmaktadır. Sarkıntılık etmek, laf atmak vb.  gibi tacizvari hareketler değildir.<br />
Çarşamba günleri ‘Pazar’da bunlar olurken, köyde neler oluyor dersiniz. Ana &#8211; baba çarşıya gitmiştir. Aslında köyde bugün “Pazar tatili” yaşanmaktadır. Sevgililer gizliden gizliye bu günlerde buluşurlar. Sözlü ve nişanlılar bu günlerde korkusuzca bir araya gelerek gelecek planları yapabilmektedirler. Kaynanalar “çarşı” da olduğu için gelinler evinde rahat(!) bir gün geçirmektedirler. O gün köy işleri de askıdadır. Hatta köy öğretmenleri ve imamları bu günlerde çarşı-pazar ihtiyaçlarını karşılamaları için resmen izinlidirler.<br />
Sözün özü, köyde hafta sonu Çarşamba günüdür.</p>
<p><strong><em>http://akbulutkoyu.blogcu.com</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.memleketmektubu.com/2009/12/hafta-gunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
